Üsküdar’da 36 yıllık birikimin, sandığın, koltuğun ve hesap vermenin hikâyesi…
Sabahın güneşi daha yeni yeni yükselirken, mahallenin dar sokaklarında bir soru dolaşıp durur:
“Belediye ne tarafta, usta?”
Kimi gerçekten yolunu bulmak için sorar, kimi bir dilekçenin peşindedir, kimi bozulan kaldırımın, yanmayan sokak lambasının, toplanmayan çöpün hesabını sormak ister. Kimi de yıllardır biriken derdine bir muhatap arar.
Ama artık bu sorunun anlamı değişti usta!
Vatandaşın derdi belediyenin hangi sokakta, hangi caddede olduğu değil; belediyenin kimin yanında, kimin hizmetinde ve kimin hesabına çalıştığıdır.
Çünkü belediye dediğin, bir binadan, makam odasından, makam aracından ve kapısındaki tabeladan ibaret değildir. Belediye, vatandaşın vergisiyle ayakta duran bir kamu kurumudur. Makamlar geçicidir, koltuklar emanettir, personel kamuya hizmet etmek için vardır. Hiç kimsenin babasının çiftliği değildir!
“Ne var ki bazı belediyelerde zamanla öyle bir düzen kurulmuş ki insan ister istemez soruyor: Kamu kurumu mu yönetiliyor, yoksa tapusu görünmeyen bir aile şirketi mi işletiliyor?”
İşin garibi, bu düzenin kokusu bazen en üst kattan değil, bodrumdan gelir. Önce küçük bir kayırma başlar, sonra liyakat rafa kaldırılır, ardından yanlış kadrolar birbirini korur. Mevzuat, işine geldiğinde hatırlanan bir kitap; işine gelmediğinde de tozlu bir dosya hâline gelir. Sonunda sistem, aşağıdan yukarıya doğru örülen bir ağ gibi büyür.
Bir bakarsın, vatandaş kapıda derdini anlatacak muhatap ararken, içeride herkes birbirine makam tarif ediyor!
Peki usta, bu düzen ne zaman başladı? Ne zaman normalleşti? Ne zaman zirve yaptı? Ve asıl soru şu: Yıllardır göz yumulan uygulamalar için bugün neden birdenbire kanunlar hatırlanıyor?
Bir yerde usulsüzlük varsa araştırılsın, delil varsa ortaya konulsun, sorumluluk varsa hesabı sorulsun. Fakat dün görmezden gelinen bir mesele bugün gündeme geldiğinde, vatandaşın da sormaya hakkı var:
Madem mesele bu kadar önemliydi, bugüne kadar neredeydiniz? Yoksa kanunların da seçim takvimi mi var?
Gelelim Üsküdar’a…
Benim meselem, bir günlük masal değil; 36 yılın tecrübesi, devletin terbiyesi, Üsküdar için binlerce kez risk almış, imzasının arkasında duran, bedeller ödeyen, iliklerine kadar devlet yönetmenin kılcal damarlarını bilmenin anatomisidir usta.
Üsküdar meselesi, üç beş manşete sığdırılacak kadar küçük de değil.
Otuz altı yıllık birikim, gözlem ve tecrübeden söz ediyoruz.
Üsküdar’ı yalnızca seçim akşamı açılan sandıklardan ibaret görmüyoruz. Bu ilçenin sokaklarını, insanını, siyasi hafızasını, değişen dengelerini ve seçmenin neye kızıp neye umut bağladığını konuşuyoruz.
Çünkü Üsküdar’da siyaset, yalnızca oy saymak değildir; o oyun arkasındaki mesajı okuyabilmektir.
2024 yerel seçimlerinde CHP adayı Sinem Dedetaş belediye başkanlığını kazandı. Sandıktan çıkan sonuç, değişim isteyen seçmenin önemli bir bölümünün tercihini ortaya koydu. Bu, görmezden gelinecek bir sonuç değildi. Yıllardır biriken beklentiler, itirazlar ve değişim arzusu kendisini sandıkta gösterdi.
Fakat usta, seçimi kazanmak başka şeydir, belediyeyi yönetmek başka!
Sandıkta başarı sağlayabilirsin; ama belediyenin kapısından içeri girdiğinde seni karşılayan yalnızca bir makam odası değildir. Orada yılların alışkanlıkları, yerleşmiş bürokratik ilişkiler, personel dengeleri, mevzuat, ihale süreçleri, kurumsal hafıza ve siyasi beklentiler vardır.
Sayın Sinem Dedetaş saha heyecanını karıştırmış olmalı ki;
Belediye başkanlığı, seçim otobüsünde mikrofon tutmaya benzemez. Otobüste slogan atarsın, alkış gelir. Belediyede yanlış düğmeye basarsın, bütün sistemin sigortası atabilir!
İşte asıl sınav tam burada başlar.
Neyi unuttular?
Yeni bir yönetim göreve geldiğinde öncelikle kurumu tanımalı, personel yapısını analiz etmeli, görev ve sorumlulukları netleştirmeli, mevzuata hâkim bir yönetim anlayışı oluşturmalıdır. Kadro tercihlerinde sadakatten önce liyakati, yakınlıktan önce yeterliliği, siyasi beklentilerden önce kamu yararını gözetmelidir.
Çünkü yanlış insanı doğru koltuğa oturtmak, doğru işi kendiliğinden yaptırmaz.
Nasıl bir heyecan ile başlanmış olmalı ki, düğme yanlış yerden iliklenmişti.
İddia odur ki Üsküdar’da yeni yönetimin en önemli sorunlarından biri, personel yönetimi ve kadro yapılanması konusunda yaşanan sıkıntılar oldu. Önceki dönemden devralınan yönetim alışkanlıklarının ne ölçüde değiştirilebildiği de tartışmanın ayrı bir başlığı hâline geldi.
Ne soralım derseniz, önceki dönemin 10 yıllık Hilmi Türkmen yönetiminin tüm harcama kalemleri, israf, yanlış projeler, bitmeyen imar çalışmaları, imar değişiklikleri ve Kent AŞ başındaki yönetimin paralel bütçe formülleri…
Neden sormadınız?
Burada sorulması gereken soru açık: Değişim vaadiyle gelen bir yönetim, eski düzenin hangi parçalarını değiştirdi, hangilerini olduğu gibi bıraktı?
Eğer yönetim anlayışı değişmeden yalnızca tabelalar değişiyorsa, buna değişim değil, olsa olsa eski binaya yeni tabela asmak denir.
Sayın Sinem Hanım da tam da burada yanlışı, yanlışla devam ettirdi.
Eski binaya yeni tabela astı… Tam da burada tuzağın orta yerine düştü.
Sonra ne olur?
Yönetim bir sorunu çözmek için hamle yapar, başka bir sorun karşısına çıkar. Bir düğümü çözmek ister, üç düğüm daha atar. Kıpırdadıkça batmak dediğimiz şey tam da budur.
Sonuç ilginç olur; asıl sorumluların sorgulanması gerekirken Üsküdar seçmeninin oyuyla gelen Sayın Sinem Dedetaş, yolsuzluk gerekçesiyle yargılanmak üzere tutuklanır ve Üsküdar belediye başkansız kalır.
Bir de meclis meselesi var usta!
Gelelim işin siyasi matematiğine…
2024 seçimlerinde CHP’nin Sinem Dedetaş ile Üsküdar’da elde ettiği yaklaşık 157 bin oyu düşünelim. Bu oylar, seçmenin belirli bir tarihte, belirli bir aday ve siyasi program etrafında ortaya koyduğu iradeydi.
Peki sonra ne oldu?
Meclisteki başkanlık seçimi gündeme geldiğinde siyasi dengeler, tercihler ve hesaplar yeniden tartışılmaya başlandı. Seçmenin sandıkta ortaya koyduğu irade ile mecliste oluşan siyasi tablo arasındaki ilişki, ister istemez yeni sorular doğurdu.
Şimdi vatandaş soruyor:
157 bin oyun arkasındaki siyasi irade nereye gitti? Bu seçmenin beklentileri ne ölçüde karşılandı? Belediye yönetimi ile meclis arasındaki ilişkilerde hangi hesaplar yapıldı? Ve en önemlisi, seçmenin verdiği mesaj doğru okundu mu?
Gel de çık işin içinden usta!
Bir tarafta CHP’nin belediye başkanlığı seçiminde aldığı oylar, kendi içinde ikiye hatta üçe bölündü; diğer tarafta meclisteki siyasi dengeler… Bir tarafta iktidar değişikliğini destekleyen seçmen, diğer tarafta yıllardır siyasetin içinde bulunan aktörler…
İşin içine parti değiştirenler, siyasi safını yeniden belirleyenler, CHP, yeni parti, AK Parti, MHP ve bağımsız seçmeninin aklı karıştı ve meclis aritmetiği bir anda allak bullak oldu. Farklı tercihlere yönelme ihtimali ve sandığa gitmeyen seçmen de işin içine girince tablo daha karmaşık hâle geliyor.
Bir de ortada dolaşan rivayetler var; tam bir ahlak sorunu, vicdan sorunu, edep sorunu.
Satılan veya saf değiştiren meclis üyeleri… Akla ziyan aritmetik hesapları.
Yine de siyasi matematiğin ortasında kocaman bir soru duruyor:
Bir seçimin kazananı belli olabilir; peki o seçmenin güvenini kim, nasıl ve ne kadar korudu? Saflar değişirken seçmene sordunuz mu usta?
Üsküdar’da 86 bin seçmenin sessizliği ne söylüyor?
Bir de sandığa gitmeyen seçmen meselesi var.
Ayıklayın pirincin taşını. Pilavda yaklaşık 86 bin taş var…
86 bin seçmenin sandığa gitmediği yönündeki rakam, ilgili seçim verileriyle doğrulanması gereken önemli bir iddia. Eğer sözünü ettiğimiz sayı doğruysa, kaldı ki çok doğru, bu tabloyu görmezden gelmek mümkün değil.
Çünkü sandığa gitmeyen seçmenin tamamını aynı torbaya koyamazsın. Kimi siyasetten bıkmıştır, kimi adayları beğenmemiştir, kimi mevcut düzene itiraz ediyordur, kimi de günlük hayatın telaşında sandığa gitmemiştir.
Her birinin gerekçesi farklı olabilir.
Ama siyasetin görevi, yalnızca oy verenleri hesaplamak değildir. Oy vermeyenlerin neden uzaklaştığını da anlamaktır.
Üsküdar siyaseti Türkiye’nin kopyası ve yansımasıdır. 86 bin seçmen sandığa gitmedi, 9 bin seçmen geçersiz oy kullandı. Toplarsanız 95 bin oy yapar…
Burası Üsküdar!
Bu yazıyı ısrarla büyük harfle yazdım; kör göze çomak sokmak deyin, isterseniz “Ne bağırıyorsun?” deyin…
Sorarlar siyasetçiye: Seçmen nereye gidiyor usta?
Bir ilçede on binlerce insan sandığa gitmiyorsa siyasetçiler dönüp kendilerine bakmalıdır. Vatandaşın güvenini kazanmak için ne yaptıklarını, hangi sorunları çözdüklerini, hangi vaatleri yerine getirdiklerini sorgulamalıdır.
Yoksa seçimden seçime vatandaşı hatırlayıp, seçimden sonra kapısını zor açan yönetim anlayışıyla bu mesafe kapanmaz.
Üstelik sandığa gitmeyen seçmenin tamamı bir partinin hanesine yazılamaz. Siyaset, dilek kutusu değildir; içine atılan her kâğıttan aynı sonucu çıkaramazsın.
Yine de şu gerçeği unutmamak gerekir: Sandığa gitmeyen seçmen de siyasi tablonun bir parçasıdır. Sessizliği, siyasetçilerin duyması gereken bir mesaj olabilir.
Sorarlar adama: Belediye ne tarafta usta?
Üsküdar’ın ihtiyacı yeni bir hesaplaşma değil, yeni bir yönetim aklıdır
Otuz altı yıllık birikimle şunu söylemek isterim:
Bir belediyeyi yönetmek, geçmişin bütün hatalarını bugünün bahanesi yapmak değildir. Geçmişten kalan yanlışları tespit etmek, doğru olanı korumak ve yanlış olanı değiştirmek gerekir.
Önceki yönetimin yaptığı her şeyi kötü ilan etmek kolaydır. Önceki yönetimin alışkanlıklarını aynen sürdürüp sonra değişimden söz etmek de kolaydır.
Zor olan, doğruyu kim yaparsa yapsın teslim etmek; yanlışı kim yaparsa yapsın eleştirmek ve kamu yararını siyasi hesapların önünde tutmaktır.
Eğer yeni yönetim gerçekten farklı olduğunu göstermek istiyorsa önce kurumun içini düzene koymalıdır. Personel yönetiminde liyakati esas almalı, görev dağılımını netleştirmeli, mevzuata uygun hareket etmeli ve vatandaşın karşısına mazeretlerle değil sonuçlarla çıkmalıdır.
Meclis üyeleri de yalnızca siyasi pozisyonlarını değil, temsil ettikleri insanlara karşı sorumluluklarını düşünmelidir.
Denetim mekanizmaları çalışmalı, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı açıklanmalı, vatandaşın bilgi edinme hakkı korunmalıdır.
Ve bütün bunlar yalnızca bir siyasi dönemde değil, her dönemde yapılmalıdır. Çünkü belediyecilik, seçim kazanıldığı gün başlayan ve bir sonraki seçimde biten bir iş değildir. Bir çocuğun güvenle yürüdüğü kaldırımdır. Yaşlının rahatça kullandığı rampadır. Gece yanan sokak lambasıdır. Zamanında toplanan çöptür. İmar kararında eşitliktir. Kamu parasının hesabını verebilmektir.
Bunlar yoksa en güzel seçim afişi bile bir süre sonra duvara asılmış eski bir hatıradan ibaret kalır.
Usta… Şimdi bütün bu meselelerin ortasında dönüp yine aynı soruyu soralım:
BELEDİYE NE TARAFTA, USTA?
Üsküdar’dan bir yönetim hikâyesi, biraz siyaset, biraz mizah…
Bir de şu fıkrayı hatırlayalım usta!
Bir gün vatandaş belediyeye gitmiş, görevliye sormuş:
“Benim işim ne oldu?”
Görevli dosyalara bakmış, başka bir memura sormuş. O da müdüre yönlendirmiş. Müdür başkan yardımcısına, başkan yardımcısı başka bir birime…
Vatandaş dayanamamış:
“Yahu kardeşim, benim işim çözülecek mi, yoksa belediyede turistik gezi mi yapıyorum?”
Görevli gayet ciddi cevap vermiş:
“Amca, senin işin aslında çoktan çözüldü!”
Vatandaş sevinmiş:
“Nasıl yani?”
Görevli cevaplamış:
“Senin işin hangi birimde bekliyor, onu artık hepimiz biliyoruz!”
Kent AŞ…?
Anlayan anladı.
Son söz…
Mesele yalnızca CHP, yeni parti, MHP, YRP, SP, İP, Anahtar Parti ya da AK Parti meselesi değildir. Tüm partileri sığdırmaya çalıştım, diğer parti mensupları darılmasın. Sistemin şeffaf, işleyişin adaletli, liyakatin esas olması gerekir usta…
Belediye bütçesi partilerin kasası, personel kadroları siyasi ödül dağıtma alanı, kamu kurumları da kimsenin özel mülkü değildir.
Herhâlde anladın usta!
Üsküdar’ın ihtiyacı yeni siyasi hesaplaşmalar değil; liyakatli kadrolar, şeffaf yönetim, sağlam mevzuat bilgisi ve vatandaşa dokunan hizmettir.
Yani cesaretle yazalım, artık belediyelerde sistem çökmesi vardır. Bu, enkaz siyasetin tam kucağında…
Ya ele alırsınız ya da her siyasetçi gibi son günlerde ziyaret edilen Selimiye kıyılarında yüzmeye gidersiniz.
Otuz altı yıllık tecrübeden süzülen gerçek şudur: Koltuklar değişir, tabelalar değişir, partiler gelir geçer. Ama vatandaşın vergisi, kamu malının sorumluluğu ve hukukun gereği değişmez.
O yüzden biri yine sorarsa:
“Belediye ne tarafta, usta?”
Şöyle cevap verelim:
“Şu köşeden dümdüz ileride kardeşim. Ama binayı bulmak kolay da, içeride ahlak ve liyakati bulmak bazen mesele!”
Ve son noktayı koyalım:
Belediyenin yönünü tabelalar değil, yaptığı işler gösterir. Eğer bütün yollar makam odasına çıkıyor, vatandaşın yolu ise kapıda kesiliyorsa, sorun adres tarifinde değil, yönetim anlayışındadır!
SİSTEM TIKANMIŞTIR… SİSTEM ADRESİNİ SORAR OLMUŞTUR!
Saygılarımla,
Dr. Ahmet Mertol CANEL
NLP MASTER TRAINERS