Sinop’un kıyıya yaslanan hafızasında, rüzgârın ve tuzun eskitemediği bir yapı var: Pervane Medresesi.

Selçuklu döneminin Karadeniz’de bıraktığı nadir izlerden biri. Bir zamanlar ilmin, sohbetin, irfanın mekânı. Asırlarca şehre akıl taşıyan bir yapı.

Bugünse…
Boşaltılıyor.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün tebligatıyla medrese içindeki işletmeler tahliyeye başladı. Kapılar bir bir kapandı. Bu, bir “son” değil elbette. Asıl mesele, bundan sonra ne olacağı.

Tarih ne diyor?

Pervane Medresesi yalnızca taş duvarlardan ibaret değil. Anadolu’nun kuzey ucunda, Selçuklu’nun devlet aklıyla kurduğu bir eğitim merkezi. Cumhuriyet’e uzanan çizgide ise Sinop’un kamusal belleğine tutunmuş bir durak.
Yani bu yapı, özel kullanıma değil kamusal akla emanet.

Cumhuriyet bize ne öğretti?
Tarihi saklamak değil, yaşatmak.
Müze vitrini arkasına kilitlemek değil, toplumun içine katmak.

Turizm dediğin, vitrin değil hafızadır

Sinop turizmi denince akla deniz, cezaevi, kaleler geliyor. Doğru. Ama eksik.
Çünkü turizm, yalnızca fotoğraf değil; anlatıdır.

Pervane Medresesi, doğru bir kurguyla:

  • Kültür ve sanat merkezi olabilir,
  • Geleneksel el sanatlarıyla yol yürümeye devam edilebilir,
  • Ve evet… bir bölümü Sinop Sağlık Müzesi olabilir.

Bunu daha önce de yazdım. Israrla yazıyorum. Çünkü mantık burada.

Neden Sağlık Müzesi?

Sinop, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet’in sağlık politikalarının taşraya yayıldığı örnek şehirlerden biri.
Salgınlarla mücadele, hekimlik, halk sağlığı…
Bunlar sadece büyük şehirlerin hikâyesi değil.

Bir Sinop Sağlık Müzesi:

  • Cumhuriyet’in “önce insan” anlayışını anlatır,
  • Yerel sağlık tarihini görünür kılar,
  • Eğitici olduğu kadar çekici bir turizm durağı yaratır.

Müze dediğin, “tozlu vitrin” değil.
İnsanların merak ederek girdiği, çocukların soru sorduğu, gençlerin öğrendiği bir alan.

El emeği, geçmişin canlı tanığıdır

Medrese içinde yıllardır süren el işi üretimi küçümseyenlere bir sözüm var:
El emeği, tarih kitabıdır.

O ürünler, Sinop’un geçmişinden bugüne uzanan bir çizgi çizer. Turist için “hatıra”dır, şehir için “kimlik”.

Eğer bu yapı turizme hizmet edecekse —ki etmeli—
Bu hizmet, ruhsuz zincir mağazalarla değil, kültürü taşıyan üretimle olur.

Cumhuriyet’in izinden yürümek

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk.
Tarihi yıkmadı, onardı.
Geriye bakarak ilerledi.
“Kültürünü kaybeden millet, istikametini kaybeder” dedi.

Pervane Medresesi de tam burada duruyor.
Ya boş bir kabuk olacak…
Ya da Sinop’un kalbi.

Tercih bizim.

Benim çağrım açık:
Bu medrese kültürümüze, tarihimize ve turizmimize hizmet etsin.
Cumhuriyet’in izinden yürüsün.
Ve Sinop, bir kez daha hafızasına sahip çıksın.

Prof.Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU