TARİHE DÜŞÜLEN NOTLAR / ÖZEL YAZI
Boyabat'ın Gökçukur köyünden payitahta uzanan; cennetmekân Sultan Abdülaziz Han’ın şahsi nalbantlığını yapma şerefine nail olan bir ceddin ve bizzat padişah tarafından isimlendirilen bir evladın unutulmaz hikâyesi...
Tarih, sadece kalın kitapların tozlu sayfalarında değil; bazen bir dedenin yadigârında, bazen de nesilden nesile aktarılan bir ismin derin manasında gizlidir. Bugün, Boyabat'ın Gökçukur köyünden çıkarak payitahta, Osmanlı'nın kalbine uzanan ve bir ailenin göğsünde ebedi bir gurur madalyası olarak taşıdığı tarihi bir hatırayı okurlarımızla paylaşıyoruz.
Bu, sıradan bir günün değil; köklerimize, ecdadımızın yaşadığı derin sevinçlere ve unutulmaz acılara uzanan çok kıymetli bir manevi mirasın hikâyesidir.
*Sarayda Bir Boyabatlı: Mustafa Oğlu Mehmet*
Hikâyemiz, Mustafa oğlu Mehmet ile başlıyor. 1869 yılında Asakir-i Muhammediye ordusunda, Cebeci Ocağı'nda iki yıl görev yapan Boyabatlı ecdadımız, bu görevinin ardından 1871-1876 yılları arasında Osmanlı’nın kalbine, Dolmabahçe ve Feriye saraylarına adım atar. Burada, cennetmekân Sultan Abdülaziz Han’a sadakatle hizmet etme ve onun şahsi nalbantlığını yapma şerefine nail olur.
*Devlet-i Aliyye’den Haneye Kalan Manevi Nişan*
Saraydaki bu hizmet, zamanla öyle mukaddes bir hürmet bağına dönüşür ki; Sultanımız, o dönemde sarayda dünyaya gelen bir kız çocuğuna bizzat "Mükerrem" ismini lütfeder. Bu isim, Devlet-i Aliyye'den haneye bırakılan paha biçilemez manevi bir nişandır. Taşıdıkları bu isim ve bu şeref, ailenin nesillerdir en büyük iftihar kaynağı olmuştur.
*4 Haziran 1876: İhanet Çemberi ve Mecburi Veda*
Ancak bu şerefli tablo, tarihimizin en acı günlerinden biri olan 4 Haziran 1876 sabahı, yerini derin bir kedere bırakmıştır. Sultanımızın o kara günde şehit edilmesiyle sarayı kaplayan dehşet, ailenin de yüreğine ateş düşürür.
Sultanımızın kanının döküldüğü o karanlık ihanet cenderesinde Mustafa oğlu Mehmet; Hünkârımızın bizzat ismini lütfettiği kızı Mükerrem’i ve eşini bu namert güruhtan korumak azmiyle, acısını ve öfkesini yüreğine gömerek o ateş çemberinin içinden vakarla ayrılır. Saraydan kopuşun yaşandığı bu mecburi ve hüzünlü yolculuk, nesiller boyu dinmeyecek bir sızının da başlangıcı olur.
*Geleceğe Aktarılan Şuur ve Vefa*
Bugün geride kalanlara düşen en büyük görev; bu aziz hatırayı, ismin ve köklerin nereden geldiğini unutmamak ve evlatlara bu şuuru aşılamaktır. Nesilden nesile aktarılarak bugünlere ulaşan bu asil hatırayı kendi dilinden emanet eden, ailenin hayattaki ulu çınarı Mükerrem teyzeye sıhhat diliyoruz.
Başta cennetmekân Sultan Abdülaziz Han olmak üzere, ona sadakatle hizmet eden Boyabatlı Mustafa oğlu Mehmet’in ve ahirete irtihal etmiş tüm ecdadın ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Bu aziz hatıra, ailenin hafızasında ve Boyabat'ın yerel tarihinde daima yaşamaya devam edecektir.
