Ortadoğu bir kez daha tarihin en tehlikeli eşiklerinden birine sürükleniyor.

ABD, İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaş beşinci gününde hız kesmeden devam ederken, bölge giderek büyüyen bir ateş çemberinin içine giriyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları aralıksız sürerken, İran da misilleme olarak İsrail şehirlerine ve bölgedeki Amerikan üslerine füze ve İHA saldırıları düzenliyor.

Her geçen gün daha fazla ülkenin güvenliğini ve dünya ekonomisini tehdit eden bu savaş, sadece bölgesel bir çatışma olmaktan çıkıp küresel bir krizin habercisi haline geliyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran hava sahasının büyük bölümünü kontrol altına aldıklarını ve kısa sürede tamamen hakim olacaklarını öne sürerken, İran ise saldırılarda 500’den fazla ABD askerinin hayatını kaybettiğini iddia ediyor.

Bu karşılıklı açıklamalar savaşın sadece cephede değil, bilgi ve propaganda alanında da sürdüğünü gösteriyor.

İsrail ordusu ABD ile koordineli şekilde Tahran’a yönelik yeni hava saldırıları düzenlediğini açıklarken, İran da misillemelerini artırıyor. İsrail şehirlerine yönelen füze ve İHA saldırıları, ülkenin en güçlü savunma sistemi olarak görülen Demir Kubbe’yi ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor.

Savaşın etkileri ise şimdiden bölge sınırlarını aşmış durumda. Suudi Arabistan hava savunma sistemleri güneydoğuda üç seyir füzesi ve üç İHA’yı düşürdüğünü duyurdu. Katar ise güvenlik riskleri nedeniyle ABD Büyükelçiliği çevresindeki sivilleri tahliye etmeye başladı.

En kritik gelişmelerden biri ise İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapattığını açıklaması oldu.

Dünya petrolünün önemli bir bölümünün geçtiği bu stratejik geçidin kapanması, küresel enerji piyasalarında büyük bir sarsıntı yaratma potansiyeline sahip.

Hatay’da düşürülen bir füze sonrası NATO’nun 5. maddesinin devreye girip girmeyeceği de uluslararası kamuoyunda tartışıldı. Ancak ABD, bu durumun NATO’nun kolektif savunma maddesini tetiklemeyeceğini açıkladı.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken en ağır bedeli yine siviller ödüyor. İran ve İsrail’de yoğun bombardıman nedeniyle binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kalırken, bölgede ciddi bir insani kriz ihtimali giderek büyüyor.

Bugün sorulması gereken asıl soru ise şu:
Bu savaş gerçekten sadece bir askeri operasyon mu, yoksa Ortadoğu’nun siyasi haritasını değiştirecek daha büyük bir planın başlangıcı mı?

Açıklamalara göre ilk hedef İran’da bir rejim değişikliği. Bu yakın bir zamanda olabilir mi?

Bu olmazsa, ABD, Irak ve Suriye’de tam anlamıyla gerçekleştiremediği “böl, parçala ve yönet” stratejisini bu kez İran'da hayata geçirebilir mi?

İran’ın nükleer programı tamamen durdurulabilir mi?

Zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması sağlanabilir mi?

Uzaktan bakıldığında ABD ve İsrail’in İran'a karşı askeri üstünlüğü dikkat çekiyor. Ancak İran’ın misilleme kapasitesi ve bölgedeki vekil güçleri, savaşın hızlı ve kolay bir şekilde sonuçlanmayabileceğini gösteriyor.

Öte yandan Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, sadece bölgeyi değil tüm dünyayı yakın bir gelecekte ekonomik bir fırtınanın içine sürükleyebilir.

Türkiye açısından ise tablo daha da hassas. Önlemler alınmış olsa da sınırımıza komşu ülkelerde yaşanan bu yıkıcı savaş, hem güvenlik hem de ekonomik açıdan ciddi sonuçlar doğurabilecek bir sürecin kapısını aralıyor.

Olası bir göç dalgası, İsrail ve ABD başta olmak üzere diğer yabancı güçlerin desteklediği terör örgütlerinin Irak-İran sınırında sahaya sürülmesi ve bölgede derinleşebilecek yeni çatışmalar, savaşın kısa sürede sona ereceği yönündeki beklentileri zayıflatıyor.

Belki üçüncü bir dünya savaşı çıkmayacak. Ancak görünen o ki Ortadoğu’da başlayan bu büyük fırtınanın etkileri, yıllarca sürecek ve bölgenin kaderini yeniden şekillendirecek.