Bir ömür gitti, bir perde daha kapandı…

Türk sinemasının 77 yaşındaki usta oyıncusu Kadir İnanır da bu dünyanın ağır yükünü omuzlarından indirip sonsuzluğa uğurlandı. Ardında sadece filmlerini değil, bir dönemin vicdanını, duruşunu, bakışını ve hafızalara kazınan karakterlerini bıraktı.

Aslında her ölüm insana kendi faniliğini hatırlatır; bazı ölümler ise bir kuşağın çocukluğunu, gençliğini ve anılarını da alıp götürür.

Şu yalan dünyada gerçekten kimler geldi, kimler geçti…

İnsan, hayatın telaşı içinde ölümsüzmüş gibi yaşarken, bir veda haberi bütün hesapları altüst ediyor.

Geriye ne şan, ne şöhret kalıyor, ne servet, ne alkış… Sadece insanların yüreğinde bıraktığınız iz kalıyor.

Bugünlerde en çok konuşulan kavramlardan biri sevgi. Ama ne yazık ki sevgiyi, aşkı, alışkanlığı ve emeği birbirine karıştırıyoruz.

Oysa sevgi; emek isteyen, sabır isteyen, fedakârlık isteyen uzun bir yolculuktur.

Aşk bir kıvılcımsa, sevgi o ateşi yıllarca söndürmeden taşıyabilmektir.

Ne acıdır ki çağımızın en büyük yalnızlığı da burada başlıyor.

Bakıyorum da kimse kimseyi sevmiyor ama herkes herkesle samimi.

Bu hâl belki de içinde yaşadığımız zamanın en acı fotoğrafı. Herkes birbirine gülümsüyor ama çok az insan birbirinin acısını hissediyor.

Herkes birbirini takip ediyor ama kimse birbirinin yükünü taşımıyor. Herkes birbirine dokunuyor gibi görünüyor ama çok az kişi gerçekten yüreğe dokunabiliyor.

Sosyal medya çağında dostluklar bir beğeniye, sevgiler birkaç yoruma, vefa ise birkaç satırlık taziye mesajına sığdırılıyor.

Halbuki gerçek samimiyet; sessizce kapınızı çalan, zor gününüzde yanınıza oturan, hiçbir çıkar beklemeden omzunuza elini koyabilen insandır.

İşte bu yüzden bazı filmler hiç eskimiyor.

"Selvi Boylum Al Yazmalım" yıllar geçse de ilk günkü kadar derinden etkiliyor bizi. Çünkü o film sadece bir aşk hikâyesi anlatmadı.

Hepimize şu soruyu bıraktı:

"Sevgi neydi?"

Cevabını da yine kendi içinde verdi:

"Sevgi emekti."

Belki de bu yüzden her yeniden izleyişimizde gözlerimiz doluyor. Çünkü o cümlede yalnızca iki insanın hikâyesi değil, insan olmanın özü saklıydı.

Sevginin, sadakatin ve vefanın ne kadar kıymetli olduğunu bize hatırlatıyordu.

Bugün Kadir İnanır'ın ardından üzülürken aslında biraz da kaybettiğimiz değerlere ağıt yakıyoruz.

Daha içten dostluklara, daha dürüst ilişkilere, daha güçlü vefaya, daha gerçek sevgilere duyduğumuz özlemi hissediyoruz.

Hayat, insanın elinden bir gün mutlaka kayıp gidiyor.

Önemli olan kaç yıl yaşadığımız değil; kaç yüreğe dokunabildiğimizdir.

Çünkü günün sonunda alkışlar susuyor, perdeler kapanıyor, ışıklar sönüyor. Geriye sadece sevgi kalıyor…

O sevgiye gerçekten emek verilmişse, hiçbir zaman ölmüyor.

Kadir İnanır'a rahmet diliyorum. Sanatıyla, duruşuyla ve hafızalara kazınan filmleriyle yaşamaya devam edecek.

Sevenlerinin gönlünde bıraktığı iz, filmlerindeki unutulmaz sahneler gibi uzun yıllar silinmeyecek.

Ruhu şâd olsun.