Son günlerde eğitim camiasını derinden sarsan iki olay, okullarda artan şiddet riskini yeniden gündeme taşıdı.

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir meslek lisesine silahla girilmesi sonucu çok sayıda öğrencinin yaralanması ve Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda meydana gelen silahlı saldırıyı gerçekleştiren öğrencinin bir yüksek bürokrat babası ve öğretmen anne çocuğu olması, artık görmezden gelinemeyecek bir sorunu işaret ediyor.

Bu olaylar, bir anda ortaya çıkan “anlık” vakalar değildir.
Eğitim camiasında yıllarını geçirmiş bir okul müdürü ya da öğretmen olarak şunu açıkça söyleyebilirim:
Bu tür davranışların öncesinde mutlaka sinyaller vardır.

Bir öğrencinin şiddete yönelmesi; aile içi ilişkiler, arkadaş ilişkilerinde bozulma, öfke kontrol problemleri, içe kapanma, tehditkâr davranışlar veya sosyal uyumsuzluk gibi birçok belirtiyle kendini önceden gösterir.

Bu noktada en önemli görevlerden biri, okullardaki rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerine düşmektedir.
Rehber öğretmenler, sınıf rehber öğretmenleri ve okul yönetimi; öğrencilerle ilgili riskli durumları gözlemlemek, kayıt altına almak ve gerekli kurumlarla paylaşmakla sorumludur.

Ancak sorun, çoğu zaman bu bilgilerin etkili bir önleme mekanizmasına dönüşmemesidir.
Okul yönetimleri risk almak istememekte, öğretmenler yetkisizlik duygusuyla geri durmakta, kurumlar arası koordinasyon ise çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.

Bugün yaşanan bu acı olaylar birkaç önemli gerçeği ortaya koymaktadır:

1- Eğitim sisteminde rehberlik ve önleyici mekanizmalar yeterince etkin çalışmıyor..!
2- Medyada , TV.lerde artan şiddet içerikleri , Subliminal mesajlar gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyor..!
3- Okullarda güvenlik tedbirleri yeterince güçlü değil..!
4- Öğretmen otoritesi zayıflatılmış durumda..!
5- Kurumlar arası koordinasyon eksikliği devam ediyor..!
6- Aile, okul ve toplum üçgeninde kopukluk büyüyor..!
7- Hukuki yaptırımların caydırıcılığı yok..!
8- Medya algısı yargı erkinin önüne geçmiş durumda..!

Eğitim sadece akademik başarıdan ibaret değildir. Okullar aynı zamanda karakter eğitiminin, sosyal uyumun ve toplumsal huzurun inşa edildiği yerlerdir.

Bu noktada ailelerin sorumluluğu da göz ardı edilmemelidir.
Dünyanın birçok ülkesinde, çocukların işlediği suçlarda ebeveynlere yönelik yaptırımlar uygulanmaktadır.
Amaç, aile denetimini güçlendirmek ve çocukların suça sürüklenmesini önlemektir.

Örneğin;ABD’de bazı eyaletlerde, çocukların tekrarlayan suçlarında ebeveynlere para cezası, zorunlu eğitim veya hapis cezası uygulanabilmektedir.
İngiltere’de, okul devamsızlığı veya suç durumunda ebeveynlere para cezası ve zorunlu ebeveynlik programları uygulanmaktadır.
İskandinav ülkelerinde ceza yerine aile danışmanlığı ve sosyal hizmet gözetimi ön plana çıkmaktadır.
Polonya ve Güney Kore gibi ülkelerde ise ebeveynlere yönelik daha sert yaptırımlar uygulanabilmektedir.

Bu örnekler, ailelerin çocukların davranışlarından tamamen bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Elbette cezalandırma tek başına çözüm değildir.
Ancak aile sorumluluğunu güçlendiren, rehberlik ve destek mekanizmalarıyla birlikte yürütülen sistemler, risklerin azaltılmasında önemli rol oynamaktadır.

Bugün artık şu soruyu sormak zorundayız
: Bir sonraki olay yaşanmadan önce ne yapacağız?

Bu sorunun cevabı; Millî Eğitim, İçişleri, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlıklarının koordineli çalışmasında; öğrenci-aile rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesinde; öğretmenlerin yetkilendirilmesinde ve okul güvenliğinin yeniden yapılandırılmasında yatmaktadır.

Ayrıca ortaöğretimde okumak istemeyen öğrencileri akranları arasında zorla okulda tutmanın gençlerde travmaya yol açabileceği gerçeği de göz ardı edilmemelidir.

Unutmayalım; okul sadece bilgi verilen bir yer değildir. Okul, toplumun geleceğinin şekillendiği yerdir.
Ve bu geleceği korumak hepimizin sorumluluğudur.

Bilmem anlatabildim mi…?