Ortadoğu’nun kalbi bir kez daha büyük bir çatışmanın eşiğinde çarpıyor.
ABD destekli İsrail ile İran arasındaki gerilim, doğrudan savaşın tarafı olmasalar da Körfez ülkelerini ateş hattının tam ortasına yerleştirdi.
Suudi Arabistan’dan Bahreyn’e, Katar’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar tüm bölge, bir yandan ABD üslerinin sağladığı caydırıcılığa yaslanıyor, diğer yandan bu üslerin kendilerini hedef haline getirmesinden endişe ediyor.
ABD’nin askeri varlığı, Körfez ülkeleri için uzun yıllardır bir güvenlik garantisi olarak görülüyor. Ancak son saldırılar, bu üslerin İran’ın misilleme listesinde ilk sıralarda yer aldığını gösterdi.
Halk düzeyinde hoşnutsuzluk artarken, hükümetler “korunmak için açtığımız kapılar bizi daha da kırılgan hale mi getiriyor?” sorusuyla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Bu savaşın oluşturduğu yüksek gerilim, Körfez ülkelerini tek kutuplu güvenlik anlayışından çok kutuplu bir dengeye doğru itiyor.
ABD ile işbirliği sürerken, Çin ve Rusya gibi aktörlerle ilişkiler derinleştiriliyor.
Suudi Arabistan’ın İran ile diplomatik normalleşme adımları, Katar ve Umman’ın arabuluculuk girişimleri, bölgenin artık sadece askeri caydırıcılığa değil, diplomatik dengeye de ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
Bölge ülkelerinde savunmaya yapılan yatırımlar daha da hızlanıyor.
BAE ve Suudi Arabistan, hava savunma sistemlerine ve insansız hava araçlarına milyarlarca dolar ayırıyor.
Bahreyn, ABD’nin 5. Filosu’na ev sahipliği yaparken, aynı zamanda kendi kırılganlığını azaltmaya çalışıyor.
Katar ise diplomasiyle riskleri minimize etmeye yöneliyor.
Körfez ülkeleri artık sadece enerji zenginliğiyle değil, güvenlik mimarisiyle de dünya gündeminde. Bölgeyi güvenli hâle getirmek için yeniden şekillenme kaçınılmaz.
ABD/İsrail–İran gerilimi, bu ülkeleri “ya ABD’nin gölgesinde kalmaya devam etmek ya da çok kutuplu bir güvenlik dengesi kurmak” ikilemiyle karşı karşıya bırakıyor.
Sonuçta, Körfez’in geleceği sadece askeri üslerin sayısıyla değil, diplomatik masalarda alınacak kararlarla da belirlenecek. Akıl etmeleri hâlinde bu savaş, bölgeyi yeniden şekillendirecek bir dönüm noktası olabilir.
Körfez ülkeleri, ya daha bağımsız bir güvenlik mimarisi kuracak ya da büyük güçlerin rekabetinde savrulmaya devam edecek.
