Ortadoğu bir kez daha yüksek gerilimli bir dönemden geçiyor. ABD destekli İsrail–İran savaşı, Körfez ülkelerinde hayatı altüst etmiş durumda.

Dubai, Riyad, Doha ve Bahreyn… Bu şehirler artık yalnızca ekonomik ve diplomatik merkezler değil; aynı zamanda çatışmanın doğrudan etkilerini hisseden, kırılgan bir geleceğin sınavını veren noktalar.

Enerji altyapısı, deniz ticaret yolları ve ABD üsleri Körfez ülkelerini küresel güvenlik mimarisinin merkezine yerleştiriyor. Ancak bu merkez, aynı zamanda çatışmanın ilk mağduru olma riskini de taşıyor.

Bir yandan enerji arzının sürekliliği için dünya gözünü bu bölgeye dikmiş durumda; diğer yandan İran’ın misilleme tehdidi Körfez şehirlerini hedef tahtasına çeviriyor.

- Dubai, küresel finans ve turizm merkezi olarak Körfez’in ekonomik çeşitlenme stratejilerinin vitrinidir.
- Riyad, petrolün başkentidir.
- Doha, LNG ihracatıyla küresel enerji piyasalarının vazgeçilmezi; diplomasinin yeni adresidir.
- Bahreyn ise ABD’nin 5. Filosu’na ev sahipliği yapan küçük ama stratejik bir ada…

Bu şehirler, savaşın gölgesinde hem ekonomik damarlarını korumak hem de diplomatik masalarda varlık göstermek zorunda.

Körfez ülkeleri bu nedenle güvenlik ittifaklarını güçlendirmeye çalışıyor. ABD üsleri olası saldırılara karşı caydırıcılık sağlasa da aynı zamanda onları hedef hâline getiriyor.

Turizm durmuş, halk tedirgin. Bölgede hoşnutsuzluk artarken hükümetler şu soruyla yüzleşiyor:
“Korunmak için açtığımız kapılar bizi daha da kırılgan hâle mi getiriyor?”

Bu ikilem, Körfez’in geleceğini belirleyecek en kritik sınavlardan biri.

Diplomasi: Yeni Çıkış Yolu

Katar, son yıllarda diplomatik arabuluculukta öne çıkan bir aktör hâline geldi.
- Suriye iç savaşının sona erdirilmesine yönelik Astana formatında düzenlenen bir toplantıya ev sahipliği yaptı.
- Hamas–İsrail çatışmasında rehinelerin serbest bırakılması için müzakerelere aracılık etti.
- Afganistan barış görüşmelerine kapı açtı.
- Sudan–Çad barış sürecinde tarafları aynı masaya oturttu.

Şimdi de ABD/İsrail–İran ateşkes görüşmelerinde rol üstlenmeye çalışıyor. Küçük bir ülkenin büyük bir diplomasi markasına dönüşmesi, Körfez’in yalnızca enerjiyle değil, diplomasiyle de küresel gündemi şekillendirdiğini gösteriyor.

İki Yol Arasında

Sonuçta Körfez ülkeleri, savaşın gölgesinde iki yol arasında gidip geliyor:
- Ya ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında kalmaya devam edecekler,
- Ya da çok kutuplu bir denge arayışına girerek kendi diplomasi merkezlerini güçlendirecekler.

Her iki durumda da Riyad, Doha ve diğer Körfez şehirleri, Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek yeni bir dönemin sahnesi olmaya hazırlanıyor.

Ortadoğu’nun kaderi bir kez daha Körfez’in şehirlerinde yazılıyor. Bu şehirler, petrol ve doğalgazın ötesinde artık diplomasi ve güvenliğin de başkentleri olabilecekler.

Belki de tarihin en büyük sınavını, savaşın gölgesinde barışın dilini kurmaya çalışarak verecekler.