Bugünlerde Ortadoğu için bir kez daha "barış" kelimesi telaffuz edilmeye başlandı. Bu bölge için barış sözcüğünü söylemek kolay, kalıcı halde tutmak ise zordur.
Şu bir gerçek ki, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la geçici bir ateşkes anlaşmasına yeşil ışık yakması, diplomasi sahnesinde yeni bir perde açtı.
İran’ın sunduğu 10 maddelik barış önerisi, dünya medyasının manşetlerine taşındı. Ancak bu maddeler üzerinde henüz bir mutabakat yok.
Görüşmelerin Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapılacağı ise önceden duyurulmuştu. Fakat herkes biliyor ki: Bu ateşkes, daha doğmadan kırılgan. Çünkü İsrail’in tavrı çok net. Mesafeli, hatta soğuk.
Başka bir ifadeyle, Tel Aviv açısından ortada barış adıyla anılabilecek bir dosya yok; var olan hâlâ savaşın bizzat kendisi.
İsrail, İran’ın önerisini bir diplomatik manevra olarak görüyor ve güvenlik kaygılarını ön planda tutuyor. Bu nedenle sürece sıcak bakmıyor. Hatta ilerleyen süreci baltalamaya çalışıyor.
Daha önce de söylemiştik: Savaş başlatmak kolaydır; bir kıvılcım yeter. Ama başlamış bir savaşı durdurmak, çoğu zaman bir yangını söndürmekten daha zordur.
İran’ın masaya oturma isteği açıkça görülüyor. ABD’nin tavrı ise belirsizliklerle dolu: Pragmatizm mi, yoksa seçim hesapları mı? Bu sorunun cevabı henüz net değil.
İsrail’in sert muhalefeti ve barışa yanaşmaması, sürecin geleceğini gölgeliyor.
Ortadoğu’da barış kelimesi her zaman umutla birlikte telaffuz edilir, ama aynı zamanda şüpheyle karşılanır.
İslamabad’daki görüşmelerden çıkacak olası bir ateşkes, bölgeye kısa vadede bir nefes aldırabilir. Lakin kalıcı barış için daha derin, daha bağlayıcı adımlar gerekiyor.
Aksi takdirde bu girişim, tarihin tozlu raflarında bir “deneme” olarak kalacak.
Özetle;
Barışın yolu uzun, dikenli ve belirsiz. Ama yine de, savaşın gölgesinde bile barış ihtimalini konuşmak, insanlığın en kadim umudunu diri tutmaktır.
