Bazı sözler vardır ki sahibini yüceltmez, aksine ağır ağır aşağı çeker. Bazı eylemler de öyledir; dışarıdan bakıldığında bir çaba, bir gayret gibi görünse de aslında insanın kendi itibarını törpüleyen birer alışkanlıktır.

İşte bunlardan biri, sözünü dinlemeyenlere konuşmaya devam etmektir.

Bu, sadece bir iletişim hatası değil; aynı zamanda insanın kendi değerini fark edemeyişinin sessiz bir itirafıdır.

İnsan, sözünün ağırlığı kadar vardır. Sözü dinlenmeyen birinin konuşmaya devam etmesi, kendi sözünü değersizleştirmesi anlamına gelir. Çünkü söz, muhatabını bulduğunda anlam kazanır.

Eğer bir söz, karşısında yankı bulmuyorsa, o sözün tekrar edilmesi bir ısrar değil, bir yıpranmadır.

Tıpkı sürekli çalınan ama açılmayan bir kapının önünde beklemek gibi… Bir süre sonra kapı değil, bekleyen insan küçük düşer.

Burada mesele sadece karşı tarafın dinlememesi değildir. Asıl mesele, insanın kendi sınırını çizememesidir.

Herkes her sözü duymaya hazır değildir. Her kulak, her hakikati işitmek istemez.

Bazen insan, karşısındakinin değil, kendi sözünün kıymetini korumak için susmayı bilmelidir. Çünkü susmak, çoğu zaman en güçlü ifadedir. Gereksiz yere konuşmak ise, sözün itibarını zedeleyen bir israftır.

Toplum içinde de bu durum sıkça görülür. Aynı şeyleri defalarca söyleyen, kendini anlatmaya çalışan ama bir türlü karşılık bulamayan insanlar… Zamanla söylediklerinin etkisi azalır, hatta yok olur. Çünkü sürekli tekrarlanan ve karşılık bulmayan söz, artık bir anlam değil, bir gürültüye dönüşür. Bir süre sonra insan, farkında olmadan kendi sesinin içinde kaybolur.

İzzet, biraz da nerede duracağını bilmektir.

Herkesin olduğu yerde konuşmak değil, konuşulması gereken yerde ve zamanda söz söyleyebilmektir.

Bazen geri çekilmek, bazen susmak, bazen de sözü tamamen bırakmak… İşte bunlar, insanın kendi değerini koruma biçimleridir.

Çünkü her söz, her kulakta yer bulmaz. Her hakikat, her gönülde karşılık bulmaz.

İnsanın kendine sorması gereken soru şudur:
“Ben neden hâlâ konuşuyorum?” Eğer cevap, anlaşılma umuduysa, bu umut karşılık bulmadığında ısrar etmek, insanı yorar. Eğer cevap, kendini ispat etme çabasıysa, bilinmelidir ki kendini sürekli anlatmak zorunda kalan biri, aslında kendini anlatamamış demektir.

Belki de en büyük olgunluk, herkesin duymak istemediği bir hakikati zorla kabul ettirmeye çalışmaktan vazgeçmektir.

Çünkü hakikat, dayatıldığında değil, fark edildiğinde anlam kazanır.

Unutulmamalıdır ki, bazı insanlar, ancak hazır olduklarında duyarlar.

Sonuçta, sözünü dinlemeyenlere konuşmaya devam etmek, bir iletişim çabası değil; çoğu zaman bir iç huzursuzluğun dışa vurumudur.

Bir insan, kendi sözünün kıymetini bilirse, onu her yerde harcamaz. Sözünü sakınan, kendini sakınır. Kendini sakınan ise izzetini korur.

Belki de en doğru söz, bazen hiç söylenmeyendir.