Son dönemde televizyon programlarına, gazetelere, haber sitelerine bakmak, âdeta bir “toplumsal otopsi” raporunu okumak gibi…

Emniyet güçlerimizin gerçekleştirdiği operasyonlarda ele geçirilen yasaklı maddeler, gözaltına alınan isimler, adliye koridorlarında kelepçeyle yürüyen gençler…

Kimisi çıkarıldıkları mahkemece tutuklanıyor, kimisi ise denetimli serbestlikle aramıza dönüyor.

Televizyon kanallarında izlemişsinizdir: Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da uyuşturucu soruşturması kapsamında tanınmış bazı isimler gözaltına alındı.

Bu tablo, sorunun artık sadece sokaklarda değil, toplumun vitrininde de kendini gösterdiğini kanıtlıyor.

Toplumu Kemiren Dört Kanser
Hücresi

Türkiye’de yapılan saha araştırmaları, suç ve suça meyillilik oranlarında kaygı verici bir tırmanış olduğunu ortaya koyuyor.

Devletimiz bu örümcek ağına karşı amansız bir mücadele veriyor. Fakat bu savaşın yalnızca operasyonlarla kazanılamayacağı da bir gerçek.

Bir ülkeyi bir vücut olarak tahayyül edersek; bugün bu vücudu kemiren, organları iflasın eşiğine getiren dört büyük kanser hücresi var: Kumar, Uyuşturucu, Fuhuş ve Dolandırıcılık.

- Kumar: Eskiden kahvehanelerde oynanırdı. Şimdi ise her gencin cebindeki telefonda, süslü reklamlarla paketlenmiş birer “fırsat” gibi duruyor. Sanal kumar siteleri, gençlerimizin sadece parasını değil, umutlarını ve geleceğe olan inançlarını da çalıyor.

- Uyuşturucu: Artık sadece bir asayiş sorunu değil, bir milli güvenlik meselesi. Ünlülerin bile bu ağın içine düşmesi, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor.

- Fuhuş: İnsan onurunu ve aile yapısını temelinden sarsan, toplumsal ahlâkın bağışıklık sistemini çökerten bir virüs.

- Dolandırıcılık: Toplumun güven duygusunu yok ediyor.

Telefon dolandırıcılığından dijital platformlardaki tuzaklara kadar her şey, bu dörtlü çetenin bir parçası.

Ailelerin Rolü

Ne yazık ki pek çok ebeveyn, çocuğu odasında bilgisayar başındayken onu “güvende” sanıyor.

Oysa o sessiz odalar, bazen uyuşturucu tacirlerinin dijital pazar yeri, bazen de kumar çetelerinin oyun sahası haline gelmiş durumda.

Bu mücadeleyi yalnızca iki cephede tutmak yetmez. Kumar ve uyuşturucunun yarattığı manevi boşluk ve ekonomik yıkım, beraberinde fuhuş ve dolandırıcılığı da getiriyor.

İnsanların birbirine olan itimadını bitiren bir toplum, yaşam enerjisini kaybetmiş demektir.

Topyekûn Seferberlik Şart

Devletin yeni yöntemler geliştirmesi, cezaların caydırıcılığını artırması kaçınılmazdır. Ancak devlet yalnızca “sonuçla” savaşır. “Sebeplerle” savaşacak olan ise biziz. Yanş aileler, eğitimciler, sivil toplum kuruluşları ve medya.

Bir vücudu kanserden kurtarmak için sadece o bölgeyi kesip atmak yetmez; tüm vücudun bağışıklığını güçlendirmek gerekir.

1. Eğitim: Çocuklarımıza paradan daha değerli şeylerin olduğunu öğretmeliyiz.

2. Farkındalık: Aileler, dijital dünyanın tehlikelerine karşı bilinçlenmeli.

3. Sosyal Destek: Suça meyilli gençleri dışlamak yerine, onları hayata bağlayacak köprüler kurmalıyız.

Özetle;
Kumar, uyuşturucu, fuhuş ve dolandırıcılık… Bu dörtlü, toplumsal yapımızı kemiren birer kanser hücresidir.

Eğer bugün bu virüslere karşı topyekûn bir “temizlik harekâtı” başlatmazsak, yarın sağlam bir bünye bulamayabiliriz.

Unutmayalım ki; bir ülkenin en büyük gücü, ordusu ya da ekonomisinden önce, ahlâklı ve sağlıklı nesilleridir.