Takvim yaprakları inceldikçe, o tanıdık, o kaçınılmaz his şehirlerin havasına sızmaya başlar.

Aralık ayının bu son günleri, bir vedanın hüznü ile yeni bir başlangıcın çoşkulu umudunu aynı anda omuzlar.

2025'in son demlerini yaşarken, her yıl olduğu gibi, sokak lambalarının üzerine usulca konan kar taneleri misali, o ezelî tartışmanın gölgeleri de zihinlerimize düşmeye başlıyor: Yılbaşı kutlamaları.

Şehirler, bu tartışmanın gölgesinde bile, bildiğini okuyor. Büyükşehirlerin ana caddelerinden Anadolu'nun küçük kasaba meydanlarına dek, direklere asılan parlak, pırıltılı süslemeler; cam vitrinlere yerleştirilen Noel Baba figürleri ve ışıklandırılmış yapay çam ağaçları, bir festival hazırlığının ilk ve en belirgin işaretleridir.

Bu, bir nevi, modern şehir hayatının kendi ritüelidir; soğuk ve kasvetli kış günlerine inat, insana ışıltı ve neşe aşılayan bir görsel şölen.

Hatırlarım... Çocukluğumuzun o loş, siyah beyaz yılbaşı gecelerini. Sobanın üzerinde fokurdayan ıhlamur kokusuyla, televizyonun cızırtılı ekranından yayılan TRT sanatçılarının sesi birbirine karışırdı.

O zamanlar bu kadar "büyük" bir endüstri değildi belki ama, heyecan aynıydı. Yeni bir yıla girmenin sihri, Millî Piyango biletinin köşe kıvrımındaki umutla, büyüklerimizden kalan eski defterlere not düşülen "yeni yıl kararları"nın samimiyetinde gizliydi.

Bugün ise, o samimi hava, büyük bir pazarlama sahnesine dönüşmüş durumda.

Bakınız, büyük otellerin, lüks mekânların programları çoktan ilan edildi.

Hangi sanatçı, gecenin hangi dakikasında sahne alacak, menüde hangi egzotik tatlar bulunacak... Her şey, kusursuz bir ihtişam için planlanmış.

Aynı anda, kasap vitrinlerinde iştah açıcı bir kırmızılıkla bekleyen hindi ve kaz etleri, evdeki aile sofralarının da hazırlıklarına işaret ediyor.

Bu, bir coğrafyanın, tüketim kültürüyle yoğrulmuş modern kutlama biçimidir.

Ancak, tüm bu ışıltının ve telaşın hemen yanı başında, her yıl olduğu gibi, manevi bir hesaplaşma da kendini gösterir.

Biliriz ki, bu günler aynı zamanda, "bu kutlamanın bizim inancımızdaki yeri nedir?" sorusunun yeniden, yüksek sesle sorulduğu günlerdir.

Bu sorgulama, ne gizli ne de karmaşıktır. İslâm'ın temel kaynakları; Kur'an-ı Kerim ayetleri, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (S.A.V.) hadisleri, asırlar boyunca yetişmiş fıkıh alimlerinin görüşleri ve din görevlilerinin yorumları, herkesin erişimine açıktır.

İnsanlar, bir yanda süslenmiş sokakların cazibesine kapılırken, diğer yanda manevi sorumluluklarının ağırlığını hissederler.

Kimisi için bu, sadece bir milâdi takvim değişikliği ve yeni bir umut kapısıdır. Kimisi için ise, kaçınılması gereken, dinî hassasiyetleri zedeleyen bir gelenek.

İşin en nostaljik ve edebî yanı da buradadır: Bu ülke, yüzyıllardır bu iki dünya arasında bir köprü kurmaya çalışmıştır.

Bir yanda Doğu'nun kadîm maneviyatı ve köklü inanç sistemi, diğer yanda Batı'nın modern yaşam biçimi ve kültürel etkileşimi...

Yılbaşı, bu kültürel gerilimi en belirgin biçimde gözler önüne seren bir ayna gibidir.

Tartışmalar keskin olabilir, fetvalar net olabilir, ama yine de insanlar, eski yıla dair bir nefes alıp, yenisine dair bir dilek tutmaktan vazgeçmezler.

2026'ya girerken, sokak lambalarının altında yürüyen herkes, elinde olmadan bu ikilemde yürümektedir.

Kimi, ailesine sarılıp hindi sofrasında şükredecek, kimi, caminin loş ışığında manevi bir huzur arayacak, kimi de sanatçının coşkulu sesiyle yeni yıla "merhaba" diyecektir.

Sonuçta, her yılın sonu, bir muhasebe defteridir. Ve bu muhasebe, sadece ne yiyip ne içtiğimizle, nerede eğlendiğimizle değil; aynı zamanda inancımızı, kültürümüzü ve yaşam biçimimizi nasıl harmanladığımızla da ilgilidir.

2026, üzerimize düşen o ilk kar tanesi gibi, temiz bir sayfa açma umuduyla gelsin.

Tartışmalarımız bâkî kalsa da, sağlık, huzur ve bereket daim olsun.