13 Şubat 1956 gecesi, Karadeniz’in sakin sahil ilçesi Gerze yalnızca büyük bir yangın yaşamadı; tarihsel bir kırılma anından geçti.

Ahşap evlerin rüzgârla birleştiği o gece, alevler Gerze’nin sokaklarında dolaşırken yalnızca evler değil; hayatlar, hatıralar ve birikimler de kül oldu. Gerze nüfusuna kayıtlı olanların 1956 tarihinden geriye dönük mazileri silindi.

Resmî kayıtlara göre 18 kişi hayatını kaybetti. Aralarında 4,5 aylık bir bebek de vardı. 833 ev ve 300 dükkân yok oldu. İlçenin idari kalbi sayılabilecek hükümet konağı, adliye, postane, banka ve hapishane kullanılamaz hâle geldi. Gerze, Cumhuriyet tarihinin en büyük afetlerinden biriyle baş başa kaldı.

O yıllarda küçük ilçelerde modern itfaiye teşkilatları yoktu. Yangına kovalarla, imeceyle ve çaresizlik içinde müdahale edildi. Denizden taşınan su, rüzgârla yarışamadı. Bu tablo yalnızca bir felaketi değil, afet yönetimindeki zafiyetleri de gözler önüne serdi.

Asıl Hikâye Yangından Sonra Başladı

Felaketin hemen ardından konu Ankara’da ele alındı. Dönemin iktidarı olan Demokrat Parti, Gerze’yi kaderine terk etmedi. 6683 sayılı kanun çıkarıldı ve ilçe için özel bir yeniden imar süreci başlatıldı. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, devletin tüm ekonomik zorluklarına rağmen Gerze’yi bir “sosyal devlet meselesi” olarak ele aldı.

Yaklaşık 900 afet konutu inşa edildi. Evler rastgele değil; mesleklere, mahalle kültürüne ve yaşam alışkanlıklarına göre dağıtıldı. Balıkçı balıkçının yanına, esnaf çarşıya yakın yerlere yerleştirildi. Bir ve iki katlı, bahçeli, insan ölçeğinde evler yapıldı. Rüzgârı, manzarayı ve denizi herkes eşit gördü. Zengin–fakir ayrımı hissedilmedi.

Bu evler yalnızca birer barınak değildi. Devlet aklının, planlamanın ve toplumsal adalet anlayışının somutlaşmış hâliydi.

Devlet ve Millet El Ele

Devletin yanında millet de vardı. Gerzeliler evlerini açtı, sofralarını paylaştı. Kızılay sahadaydı. Hatta Soğuk Savaş’ın sert iklimine rağmen Sovyetler Birliği dâhil bazı ülkelerden yardımlar geldi. Felaket, dayanışmayla karşılandı.

Gerze halkı bu vefayı unutmadı. Yeniden inşa sürecindeki katkıları nedeniyle Adnan Menderes’in adı bir sokağa verildi. Bu, bir siyasi tercihten çok daha fazlasıydı; zor günlerde uzanan ele duyulan minnetin ifadesiydi.

Birkaç yılın ardından bu sokağın adının değiştirilmesi ise bize acı bir gerçeği hatırlattı:
Toplumsal hafıza ve vefa en çok kendi ellerimizle örseleniyor.

Yangın Evleri ve Hafızanın Korunması

Bugün Gerze’de “Yangın Evleri”nin bir kısmı hâlâ ayakta. Ancak plansız yapılaşma, tarihsel mirası yavaş yavaş silen bir görünüme yol açıyor. Oysa bu evler korunması gereken sıradan beton yapılar değil; bir şehircilik vizyonunun, bir devlet anlayışının ve bir dayanışma kültürünün hatıralarıdır.

1956 Gerze Yangını bize şunu öğretiyor:
Felaketler şehirleri yakabilir.
Ama doğru planlama, güçlü devlet iradesi ve toplumsal dayanışma varsa, o küllerin içinden bir kent yeniden ayağa kalkabilir.

1956’ların toplumsal dayanışma örneği, Gerze’nin yeniden ayağa kalkışıdır.