İnsan hayatında bazı tanışıklıklar vardır ki, yıllar geçse de zihnin en özel köşesinde yerini korur.

Hele ki söz konusu olan, Sinop ve çevre ilçelerinde kalemiyle iz bırakmış; yaşadığı coğrafyanın sesini duyurmayı kendine görev edinmiş bir gazeteci ise, o tanışıklık zamanla bir hatıradan öteye geçer, bir dönemin tanıklığına dönüşür.

Sinoplu gazetecilerle karşılaşmak, sohbet etmek, geçmişten bugüne uzanan hatıraları paylaşmak her zaman ayrı bir mutluluk olmuştur.

Kimileriyle sık sık görüşürüz, kimileriyle ise aylar, hatta yıllar sonra bir araya geliriz.

Hayatın telaşı, ekmek kavgası ve zamanın acımasız akışı insanları birbirinden uzaklaştırabilir. Ama bazı dostluklar ve bazı isimler vardır ki, aradan geçen yıllar onları hafızalardan silemez.

İşte gazeteci Turan Aslan da böyle isimlerden biridir.

Onunla İstanbul’da, 1990’lı yıllarda gazeteciliğin hareketli günlerinde yeniden karşılaştığımızda, aslında bu tanışıklığın köklerinin çok daha eskilere uzandığını fark ettim.

Boyabat’ın sokaklarında, çarşılarında, insan hikâyelerinin arasında başlayan tanışıklığımız, yıllar sonra Türkiye’nin medya merkezinde yeniden hayat bulmuştu.

O yıllarda Türkiye Gazetesi bünyesinde görev yapan Turan Aslan, gazeteciliğin yalnızca haber yazmak olmadığını bilenlerdendi.

Gazetecilik onun için toplumun nabzını tutmak, insanın derdini dinlemek ve duyulmayan seslere tercüman olmaktı.

Meslek hayatı boyunca yalnızca bir gazetenin değil, farklı yayın organlarının da önemli isimlerinden biri oldu.

Türkiye Gazetesi’nden sonra Hürriyet, Akşam ve Star gazetelerinde görev aldı.

Her kurumda meslekî birikimini artırdı, haber mutfağının farklı kademelerinde çalıştı.

Bugün ise Sabah Gazetesi’nde görevini sürdürerek yarım asra yaklaşan gazetecilik tecrübesini yeni kuşaklara aktarmaya devam ediyor.

Eskilerin güzel bir ifadesi vardır: “Tekaüt.” Yani emekli... Turan Aslan bugün resmî olarak emekli bir basın emekçisi. Ancak gazetecilik öyle bir meslektir ki, emeklilik yalnızca devlet kayıtlarında yazan bir kelimeden ibarettir. Gazetecinin zihni emekli olmaz; gözleri haber aramaktan, kulakları toplumun sorunlarına açılmaktan vazgeçmez.

Gazete sayfalarının hazırlanmasında, bölge haberlerinin derlenmesinde, orta sayfa editörlüklerinde uzun yıllar emek verdi. Haber merkezlerinin yoğun temposunda çalışırken dahi memleketini unutmadı. Doğup büyüdüğü toprakların sorunlarını yakından takip etti.

Sinop Vitrin, Boyabat Gazetesi ve Boyabat Sesi gibi yerel basın kuruluşlarında yayımlanan yazıları, bölge halkının dikkatini çekti. Çünkü o, masa başından ahkâm kesenlerden değildi; yaşadığı coğrafyayı bilen, köyün de şehrin de nabzını tutabilen bir kalemdi.

Boyabat’ın ekonomik meselelerinden Saraydüzü’nün kalkınma sorunlarına, Durağan’ın sosyal ihtiyaçlarından kırsal kesimin göç problemlerine kadar pek çok konuyu gündeme taşıdı. Yazılarında yalnızca eleştirmekle yetinmedi; çözüm önerileri de sundu. Bu yönüyle okuyucularının güvenini kazandı.

Bir gazetecinin başarısı bazen aldığı ödüllerle değil, halkın ona gösterdiği ilgiyle ölçülür.

Turan Aslan’ın yazıları da yıllarca bu ilginin odağında yer aldı. Kimi zaman bir çiftçinin sesi oldu, kimi zaman bir esnafın, kimi zaman da unutulmuş bir köyün.

Gazetecilik serüveninin ilginç duraklarından biri de köy hayatı deneyimiydi.

Günümüzde şehir hayatının karmaşasından bunalan insanlar kırsala yönelirken, Turan Aslan iki yılı aşkın süre köy yaşamını yakından tecrübe etti.

Toprağın bereketini, üretmenin zorluğunu, kırsal hayatın gerçeklerini yaşayarak gördü.

Doğduğu köyde sade bir hayat sürerken aldığı iş daveti, onu yeniden şehir hayatına yönlendirdi.

Hayat bazen romantik hayallere değil, ekonomik gerçeklere göre şekillenir. Emeklilikte de iyi bir yaşam herkesin hakkıdır.

Ne yazık ki son yıllarda artan hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı birçok insanı yeniden çalışmaya mecbur bırakıyor.

Mesleğine önem veren Turan Aslan’ın medya dünyasından kopamaması; çalışmaya, üretmeye ve yazmaya dönüş yapması şaşırtıcı değil. Çünkü gazetecilik onun için yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir.

Sarı Basın Kartı sahibi olan Turan Aslan’ın yıllar boyunca sürdürdüğü mücadele, basın mesleğine duyduğu saygının da göstergesidir.

O, haber peşinde koşan bir gazeteci olmanın ötesinde, yaşadığı bölgenin vicdanı olmayı hedefledi.

Sinop’ta ve Boyabat’ta yaptığı cesur çıkışlar, zaman zaman tartışmalar yaratsa da halkın sorunlarının görünür hâle gelmesine katkı sundu.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, onun hikâyesi yalnızca bir gazetecinin biyografisi değildir. Aynı zamanda Anadolu basınının sessiz kahramanlarının hikâyesidir.

Büyük şehirlerin parlak ekranlarında görünmeyen, ancak yerel halkın gündemini yıllarca omuzlarında taşıyan gazetecilerin ortak hikâyesidir.

Kalemini halkın hizmetine sunan insanlar, geride yalnızca yazılar bırakmaz; aynı zamanda bir hafıza oluştururlar.
Gelecek nesiller için yaşadıkları dönemin tanıklığını kayda geçirirler.

Turan Aslan da işte bu tanıklığın yaşayan isimlerinden biridir.

Bugün Boyabat’ın sokaklarında, Sinop’un kıyılarında, Saraydüzü’nün yaylalarında ya da Durağan’ın köylerinde onun kaleminden izler bulmak mümkündür.

Çünkü bazı insanlar yaşadıkları yerlere yalnızca ayak izlerini değil, düşüncelerini de bırakırlar.

Gazetecilik gelip geçici bir meslek değildir; bir ömürlük yürüyüştür.

Turan Aslan’ın hikâyesi de tam olarak böyle bir yürüyüşün hikâyesidir:
Mürekkebin, emeğin, memleket sevdasının ve halkın sesi olma gayretinin hikâyesi...

O hikâye hâlâ yazılmaya devam ediyor.

Kendisine sağlık, afiyet ve saadet dolu nice yıllar diliyorum.