Kimi lokmama geldi, kimi hırkama; bana hâlâ gelen olmadı vesselam.

— Hz. Mevlânâ —

Seçimler ülkemize hayırlı olsun. Sporcu, çeyrek ömre sığdırdığı olimpiyatlarda final oynama hazırlığı ve hayali ile rakibine odaklanır, antrenöre karşı teslimiyet içinde girmiştir; fakat bildiği doğrularda ısrarlıdır. Bu durum antrenör-sporcu çatışmasına neden olur. Bu nedenle sporcu, fikstürde kendi adının yerine yedek dahi olamayacak oyuncuyu görür bazen ve şok olur. Milli takım seçmeleri demokratik olmamıştır. Sporcu, ülkeyi temsil ile görevlidir. Antrenör yaptığı hatanın farkındadır. İmtiyazlı genç sporcusuna nakavt olma ya da ezilme der, süreyi tamamlamasını ister. Sporcuda taktik, teknik beceri ve maç tecrübesi eksikliği görünür. Antrenörün şike ayıbı açığa çıkmaya başlar, taraftar tepki gösterir. İmtiyazlı oyuncu tercihini taraftara açıklama güçlüğü yaşar, suçu federasyonlara ve seçici kurullara atar. Antrenörün imdadına fauller yetişir. Hakem hatalarından kaynaklanan gerilimli bir müsabaka süreci antrenörü öne çıkarır. Tenkit edilemez durumdadır artık. Hakemin taraf tutması, objektif olmaması, rakip seyirci baskısı antrenörün şike amaçlı müsabakayı satma tutumunu gözden kaçırmıştır. Sonuç mağlubiyetle olimpiyatlardan dönülür.

Sporcu tecrübesizliği, performans eksikliği, temsil noktasındaki yetersizliği antrenöre sorulur. Önce seçici federasyonlara ve kurullara suçu bulur, sonra da sporcuları gençleştirdiğini söyleyerek gelecek olimpiyatlarda netice alınabileceğini söyleyerek bu şikeli uygulamaya ve skandala gerekçe oluşturur. Gelecek olimpiyatlarda ya antrenörün ömrünün vefa etmediğini ya da yaş haddinden ayrıldığını görürüz. Boşta durmaz, rakip takımlara danışmanlık adı ile akıl hocalığı yaptığını görürsünüz. Sonuç; kazanılacak olimpiyatlarda ülke kaybetmiş, sporcunun çeyrek ömür yaptığı hazırlık boşa gitmiştir. Yaşı ilerlediğinden bir daha olimpiyatlarda ülkesini temsil hakkı da gider. Böylece sporcunun birikimi yok kabul edilmiştir ülkede. Ardıç, kadı, çam, müftü; itiraz mercii bile yoktur. Sporcunun en güzel günleri çift antrenman yaparak, kilo ayarlayarak çileli geçmiştir yaşantısı. Yeniden tahammülü zor bir kayba katlanmak gerekiyor müsabakılığın bitmesi ile. Sinsice uzanan uyuşturucuya, mankenliğe, bodyguardlığa hayır demesi gerekiyor; çünkü spor camiasında idoldür, model olmuştur. Sporcu en zor virajındadır ömrünün. Kendi kendisi ile gireceği mücadeleyi kazanmak zorundadır.

“Bunlar da nereden çıktı?” diyebilir dostlar. Sporcu ve antrenör davranışları akademik disiplin olarak çalışma alanımdır. Sporun sosyal psikolojisinin konuları olmaktadır.

Vaka çalışması yapılan bir araştırmada, yatağında yalnızlığa mahkûm olmuş antrenöre sorarlar:

“Olimpiyatlarda neden kazanacak sporcu yerine genç, tecrübesiz oyuncuyu tercih ettin?”

sorusuna antrenör cevap verir:

“Tecrübeli oyuncu kendi kazanacaktı ve yerime milli takım antrenörü bile olabilirdi diye düşündüm. Ayrıca antrenörlüğüm hiç bitmeyecek sanmıştım. Bir de elimi hiç öpmezdi. Genç oyuncu hep elimi öperdi. Olimpiyatlara çıkardığım için hep bana bağlı kalır, başarılarında benden bahseder diye tercihte bulundum.” der.

Kayırmacılığın nedeni psikolojiktir. Antrenörde ego ağır basmıştır. Tavan yapmış egosantrik kişilik hâkim olmuştur bu meslek grubunda. Öz güveni yüksek tecrübeli sporculardan rahatsız olmaktadırlar. Oysa sporcunun başarısı için öz güven yüksekliği şarttır.

Bu antrenörlerin gençlik dönemlerindeki uygulamalarından sonra emeklilik sonrası yaşantıları da incelenmiştir. Emeklilik sonrasında da boş durmazlar, akıl hocalığı yaparlar. Siyasette bunlara “obdusman” diyorlar. Araştırmalarda ilginç sonuçlar bulunur.

Antrenörün vakti gelir, ecel hükmünü icra eder. Antrenörün cenazesinde daha çok mağdur ettiği sporcuların çoğunlukta olduğu görünür. Kul hakkı iç güdüsü ile alacaklı olanlar oradadır; yılları heba olan sporcular. Necip Fazıl belki de böyle tablolar için söyledi: “Tabutumu taşısın inanmış dört adam” diye. Bu durum yeni bir araştırma konusu olarak öne çıkmıştır.

Egosantrik antrenörün desteklediği genç sporcu, yeni başarılar için başka bir yerdedir; yeni antrenörünün elini öpmekle, ona methiyeler düzmekle meşguldür. Haksız avantaj ikram eden antrenörüne ise son görevini bile ifa edemediği görülmüştür.

SPOR YAŞANTISINDAKİ BU VAKA İNCELEMESİ TÜRK SİYASETİNE ÇOK BENZEDİĞİNİ İDDİA ETMİŞLERDİ. ÖĞRENCİLERİMİN BU SEÇİMLERİN ANISINA DOSTLARIMLA PAYLAŞIYORUM.

Parti içi demokrasinin hâkim olduğu, bilgi çağının gereklerine hizmet eden, Avrupa gibi, ABD gibi ülkemizin 100 yıllık hedeflerinin konuşulduğu, halkın iradesinin süzdüğü adaylarla gidilecek seçimleri yaşayabiliriz ümidi ile yarın yapılacak olan seçimlerin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.