Bayram geldi...
Takvimler haber verdi önce, sonra sokaklar.
Çocukların sesi, kapı önlerindeki telaş, bayram sabahının o kendine has ferahlığı…
Her şey yerli yerinde gibi.

Eksik olan tek şey, insanın içinde tamamlanmayı bekleyen o küçük boşluk.

İnsan bazen bir bayramı, sadece bir gün olarak yaşamaz. Ona bir anlam yükler. Bir ihtimali, bir ihtiyacı, bir özlemi gizlice içine yerleştirir.

“Belki” der. “Belki bugün…” Çünkü bayram, sıradan günlerin yapamadığını yapabilir gibi gelir insana.

Kırgınlıkları yumuşatır, mesafeleri kısaltır, suskunlukları konuşturur.

Bu yüzden beklenir.

Bir kapı çalar gibi olur, kalp hızlanır.
Bir telefon titreyecekmiş gibi hissedilir, insan farkında olmadan ona yönelir.
Küçük ihtimaller büyütülür, sessizlikler anlamlandırılır.

Beklemek, insanın kendi içinde kurduğu en sessiz ama en derin cümledir.

Ama bazen o cümle tamamlanmaz.

Bayramın ilk günü geldi ve geçti... Bekleyiş azalmadı, sadece daha temkinli bir hâl aldı.

İnsan kendi kendine fazla umutlanmamayı öğretmeye çalışır.
Ama kalp, akıl kadar kolay ikna olmaz.
“Belki yarın…” diye bir yer bırakır içinde.

İkinci gün de geldi...
Gün ilerledikçe bekleyişin sesi değişti. Sabahki umut, öğlene doğru sessizliğe, akşamüstü ise kabullenişe dönüştü. Akşam olduğunda, içinden çok yavaş bir cümle kurdu:

“Demek ki gelmeyecek.”

Bu cümle bir son değildir aslında. Daha çok bir fark ediştir.

Herkesin aynı şeyi hissetmediğini, herkesin aynı şekilde hatırlamadığını, herkesin bayramı aynı yerden yaşamadığını anlamanın ağır ama sade bir hâlidir.

Çünkü bazı insanlar için bayram, sadece bir tatildir.
Bazıları için bir gelenek.
Bazıları içinse sadece geçip giden bir gün…

Ama bazıları için bayram, birinin gelmesi demektir.
Birinin hatırlaması, birinin kapıyı çalması, birinin “buradayım” demesi demektir.

O “biri” gelmediğinde, bayram da biraz eksik kalır.

İnsan bunu en çok akşam saatlerinde anlar.
Gün biterken, sesler azalırken, içindeki o küçük beklenti de yavaşça yerini sessizliğe bırakır.

Dışarıda bayram sürse bile, işte o an insanın içinde başka bir mevsim başlar.

Yine de tuhaf bir şey vardır insanda.
Her şeye rağmen, bir sonraki bayrama küçük bir ihtimal bırakır.

Beklemekten tamamen vazgeçmez... Çünkü beklemek, bazen vazgeçemediğimiz son şeydir.

Belki de insanı insan yapan biraz da budur.

Bayram gelir, geçer.
Günler birbirini kovalar.
Ama bazı bekleyişler vardır ki, zamanla da takvimle de ölçülmez.

Onlar, insanın içinde kalır.