Matrix filmini veya Black Mirror dizisini izlerken "Acaba bir gün gerçekten zihnimizi bir bilgisayara yükleyebilir miyiz?" diye düşündüğünüz oldu mu? Muhtemelen birçoğumuz bunun yüzlerce yıl uzağımızda olan bir bilimkurgu fantezisi olduğuna inanıyorduk. Ancak bilim dünyasında sessiz sedasız öyle bir eşik aşıldı ki, bu soru artık felsefi bir fantezi olmaktan çıkıp laboratuvar masasına yatırıldı.
Her şey, laboratuvarların yüzyıllık emektarı, o küçücük meyve sineği (Drosophila melanogaster) ile başladı. Bir haşhaş tohumu büyüklüğündeki bu beyni inceleyen bilim insanları, 139 binden fazla nöronu ve 50 milyonun üzerindeki sinaptik bağlantıyı tek tek haritalandırdı. "FlyWire" adlı devasa bir uluslararası konsorsiyumun yılları alan, 21 milyon yüksek çözünürlüklü elektron mikroskobu fotoğrafına dayanan bu çalışması, saygın bilim dergisi Nature'da yayımlandığında, yetişkin bir canlının beyninin ilk kez bütünüyle deşifre edildiği tüm dünyaya duyuruldu.
Ancak asıl deprem sadece statik bir "harita" çıkarmakla yaşanmadı. O harita canlandırıldı!
Bedenlenen Dijital Zihin
Araştırmacılar ve Eon Systems adlı bir nöroteknoloji girişimi, bu muazzam biyolojik haritayı alıp "NeuroMechFly" adı verilen üç boyutlu, fizik kurallarının birebir işlediği sanal bir sinek bedenine entegre ettiler. Sonuç tek kelimeyle inanılmazdı. Sanal dünyadaki bu dijital sinek; ortamdaki görünmez kokuları algılıyor, yönünü buluyor, yürümeye başlıyor, duraksayıp sanal tozları temizliyor ve yiyecek arıyordu.
İşin en çarpıcı ve belki de ürpertici yanı ne biliyor musunuz? Bu hareketleri kontrol eden arka planda çalışan bir Yapay Zeka (AI) veya dışarıdan yazılmış bir kod yoktu! Tüm bu otonom davranışlar, tamamen biyolojik beyin haritasının kendi iç dinamiklerinden, yani dijital ortama aktarılan o 50 milyon bağlantının elektrik akımlarından doğal bir sonuç olarak doğuyordu.
Neden Bir Sinek? Neden Umursamalıyız?
"Alt tarafı bir sinek, bize ne?" diyebilirsiniz. Ancak genetik olarak insanlarla yüzde 60 oranında ortak DNA'yı paylaşan ve insanlardaki genetik hastalıkların yüzde 75'ine karşılık gelen genleri taşıyan bu minik canlılar, aslında bizim tıp dünyasındaki birer aynamız. Üstelik bilim insanları, bu devasa veriyi geleneksel bilgisayarlarda çalıştırmanın zorluğunu aşmak için Sandia Ulusal Laboratuvarları'nda doğrudan beynin çalışma prensibinden ilham alan Intel'in Loihi 2 nöromorfik çiplerini kullandılar. Dev haritayı bu çiplere sığdırarak simülasyonu standart donanımlara kıyasla 100 kattan daha hızlı çalıştırmayı başardılar. Bu, yapay zekanın geleceği için de muazzam bir devrim demek.
Peki Ya Sırada Biz Varsak?
Bu tarihi başarı, bir farenin ve nihayetinde insanın zihnini bilgisayara yükleme yolundaki en büyük laboratuvar provasıdır. Elbette insan beyni 86 milyar nöronla bu sinekten akılalmaz derecede daha karmaşık ve insan bilincini tam anlamıyla simüle etmek, mevcut teknolojiyle henüz ufuk çizgisinin oldukça ötesinde yer alıyor.
Fakat yine de o kaçınılmaz felsefi soru zihinlerimizi kurcalamaya başladı bile: Eğer etten ve kemikten oluşan bir yapının anatomik haritasını silikona kopyaladığımızda otonom bir şekilde hareket edebiliyorsa, bilinç dediğimiz şey sadece karmaşık bir elektriksel kablolama sisteminden mi ibaret? Dijital ortamda gezinen bu sinek bir şeyler hissetmekte midir?
Bugün bir sineğin zihni bilgisayara yüklendi. Belki on yıllar sonra bu soruyu, dijital bir evrende uyanan kendi kopyamıza soracağız. Hazır olun, çünkü insanlık kendi biyolojik kaynak kodunu okuyup silikon üzerinde yeniden yazmaya henüz yeni başlıyor.
