Kışın ayazında donan, yazın tozunda kaybolan köy yolları…
Adeta sessiz bir çığlığın habercisi.
Bayram yaklaşırken gurbetin soğuk duvarları arasında sıkışan yürekler, bir kuş misali memlekete kanatlanır.
Kimi yıllardır dokunamadığı kapı tokmağını düşler, kimi sönmüş bir ocağın küllenmiş sıcaklığını…
Ve yolculuk başlar…
İçinde hasret, umut ve biraz da telaş vardır.
Ama bazen yol, insanı memlekete değil; hayal kırıklığına götürür.
Bir yanda sıla özlemiyle çarpan kalpler, diğer yanda köstebek yuvasına dönmüş yolları…
Her çukurda bir sarsıntı, her tümsekte bir iç çekiş…
Patlayan lastikler, dağılan araçlar ve en çok da zedelenen güven duygusu.
Köy yolunda direksiyon başındaki zikzaklar artık bir maharet değil, hayatta kalma refleksidir.
Gerze yol ayrımından Mahmut Tırı’ya, Sarnıç’tan Kızılcalı’ya, oradan Başsökü’ne uzanan yollar…
Bir zamanlar kavuşmaların, bayramlaşmaların ve vefanın sessiz tanıklarıydı.
Bugün ise sürücünün her an tetikte olduğu, görünmez tehlikelerin kol gezdiği birer “köstebek yuvası”…
Oysa bu yollar yalnızca asfalt değildir.
Bir annenin evladına kavuştuğu yoldur.
Bir mezar ziyaretinin, bir bayram sabahının, bir çocuk kahkahasının taşıyıcısıdır.
Ve bugün bu yollar susuyor.
Ama sessizlikleri çığlık gibi…
Üstelik bu çığlık yalnızca duygusal değil, hukuki bir gerçeğin de yankısıdır.
Çünkü kamu otoritesini elinde bulunduranlar, yolları güvenli tutmakla yükümlüdür.
Bu bir lütuf değil, açık bir sorumluluktur.
Yolun bakımsızlığı nedeniyle meydana gelen zararlar hukukta “hizmet kusuru” olarak tanımlanır.
Yani ortada bir ihmal varsa, bunun bedelini vatandaş değil; idare sorumlusu olanlar ödemelidir.
Devlet erkinin görevi sadece zarar vermemek değil, aynı zamanda korumaktır.
Bir çukur yüzünden yaşanan kaza, basit bir talihsizlik değil; yerine getirilmeyen bir yükümlülüğün sonucudur.
“Ödenek yok” demek, insan hayatını ertelemek anlamına gelemez.
Çünkü hukuk devletinde öncelik bütçe değil, insan hayatıdır.
Peki geçici çözümler kalıcı sorunları ortadan kaldırabilir mi?
Bahar aylarında yapılan göstermelik yamalar…
İlk yağmurda sökülen, ilk kışta dağılan müdahaleler…
Her yıl aynı döngü, aynı ihmal, aynı sonuç…
Oysa zamanında yapılan küçük bir bakım, büyük felaketlerin önüne geçer.
Yapılmadığında ise sadece yollar değil, güven de çöker. Bu nedenle her şeyi merkeze yüklemek izaha mahkum olacaktır.
Köylü her tamirciye gidişinde cebinden para çıkarırken, aslında dolayısıyla sorumlu siyasi erke duyduğu güveni de biraz daha kaybeder.
Çünkü mesele sadece araç değil; mesele değer görmek, önemsenmektir.
Yol, bir ülkenin aynasıdır.
Üzerinden geçenin değerini gösterir.
“Milletin efendisi olan köylü”nün, şehirde yaşayan vatandaş kadar güvenli yollara sahip olması bir ayrıcalık değil; adaletin gereğidir.
Gerze yol ayrımından Başsökü’ne uzanan yol yalnızca iki nokta arasındaki mesafe değildir.
İnsanların birbirine olan bağının somut hâlidir.
Bir çukur kapatılmadığında sadece asfalt eksik kalmaz; bir bağ zedelenir.
Bu yüzden ihmal, teknik bir eksiklikten öte, sosyal bir yaradır.
Hülasa:
Bu bayram da insanlar yollara düşecek.
Kimi umutla, kimi alışkanlıkla…
Ama hiç kimse korkuyla yola çıkmamalı.
Kamu otoritesini temsil edenlerin görevi, vatandaşını “mayın tarlasına” dönmüş yolda gitmeye mahkûm etmek değil; onu güvenle sevdiklerine ulaştırmaktır.
Çünkü yol, sadece gidilen yer değil; o yolda hissedilen huzurdur.
Bayramların gönlünüzce olması dileğiyle…
