İnsan hayata merhaba dediği andan itibaren, doğasında var olduğundan, birçok şeyi aşama aşama ya da deneme yanılma metoduyla öğreniyor.

Kendini yazar olarak gören bizim gibi çaylaklar için yazı yazmak zor, hele hele bir gazetenin köşe yazarı olmak daha bir zor, bunu bilenler biliyor.

Öyle bir gün geliyor ki üst üste olaylar yaşıyorsun. Hangisine öncelik vereceğini bilemiyorsun.

Yazı yazmak için bol bol kitap okuyacaksın. Okuduğunu anlayacaksın, notlar alacaksın.

“Bıkmadan, usanmadan okuyacaksın. Uykusuz kalacaksın, yorulacaksın, koltuğunda için geçecek, kucağına düşecek kitabın…” (1)

Araştıracaksın, inceleyeceksin, gezeceksin, gözlemleyeceksin. Bir de gündemine aldığın konuları takip edeceksin.

“Yazmak konuşmaktan daha zordur!” der büyüklerimiz.

Her yazar iyi bir hatip olamayacağı gibi, her hatipte iyi bir yazar olamıyor maalesef.

Yazarın da hatibin de önce kelime hazinesi bol olmalı; sonra dil ve imlâ kurallarını öğrenmeleri/bilmeleri gerekir.

Konuşurken dilinizin sürçmesi hafifletici neden olabilir ama klavyenizin sürçmesi hoş karşılanmaz, çünkü söz uçar yazı kalır.

Merhum Dr. Mehmet Niyazi Özdemir de bir köşe yazarıydı. Gazetelerdeki köşe yazılarına pek sıcak bakmazdı. "Köşe yazılarının ömrü bir gündür Osmancığım. Sen yazarsan kitap yaz. O kalıcı." derdi. Gazeteci Mustafa Mutlu da “gazete yazılarının narindir ömrü; 24 saat yaşar kâğıt üzerinde.” derdi. Bugüne kadar kitap yazmaya vakit ayıramadım. Bundan dolayı üzgünüm.

Dr. Özdemir, iyi bir yazardı. Var Olmak Kavgası, İki Dünya Arasında, Çanakkale Mahşeri, Dâhiler ve Deliler önemli eserlerinden sadece birkaçı. Tarih üzerine yaptığı anlatımlarından, sohbetlerinden dolayı televizyon kanallarının aradığı önemli bir konuşmacıydı. Dil ve imla kurallarına çok dikkat ederdi. Allah kendisine rahmet eylesin.

"Yazım/imlâ kurallarında, kural olarak adı konmuş her şeyin kendine has bir önemi ve görevi var. Konuşma sırasında vücut dili/mimiklerle, duraklarla, tonlamalarla, tekrarlarla vs. anlatabileceğimiz bir düşünceyi, bir bilgiyi yazıya dökmek adı konulmuş bu kurallara bağlıdır. Dolayısıyla kurallara uygun yazılmamış bir yazının, okuyucu tarafından eksik/yanlış anlaşılma ihtimali doğal olarak kaçınılmazdır." (2)

Yazar, "Ben yazayım da okuyucu nasıl anlarsa anlasın!", Hatip de, "Ben konuşmamı yaparım, dinleyici nasıl anlarsa anlasın!" diyemez, dememeli de. Yazan yazdığı yazıdan, hatip yaptığı konuşmadan mes'ûldür.

En son gazeteci Turan Aslan’dan dinledim. Anlattığına göre günlük olarak bölgede yayımlanan bir gazetenin hem yazarlığını yapan, hem de mutfağında çalışan deneyimli bir ağabeyimiz, usta yazar olarak bilinen en baba yazarların bile yazılarının tashihinde zorluklar çekildiğini belirterek biraz dertlenmiş. Dertlenmekte haklıdır. Yazar, yazdığı yazının hakkını vermelidir.

Bir konuyu yazmak bazen zor olduğu gibi, gerekli görüldüğünde yazılan bir yazıyı redakte etmekte oldukça güçtür. Yazım kurallarına riayet edilmeden kaleme alınan bir yazının verdiği mesajı ve çıkarılması gereken anlamı bozmadan imla hatalarını düzeltmek zor gelir insana. Zaman olsa dahi can sıkabilir bazen.

“Düşe kalka çıktım ben bu yokuşu. Söylenecek gibi değil. Bu yüzden yorgunum.” dercesine durgun ve suskun bugünlere gelen, onca yıldır köşe yazarlığı yapan biri olarak benim bile zorlandığım vakitler oluyor. Gerek konu seçiminde gerekse bir konunun usulüne uygun olarak yazılmasında ve işlenmesinde.

Ne yapalım, hayat bir okul. Yaza yaza biz de öğreneceğiz işin erbabı olmayı.

Siz değerli okuyucularımızın yazılarımıza yaptığı yorumların bize katkı sağladığının bilinmesini isterim.

Yeni yazılarla yeniden çıktığımız bu yolculuğun gelecek durağında buluşmak üzere kalın sağlıcakla.

Kaynak:

1- Mustafa Mutlu, “maraton”da sona doğru!

2- haksozhaber.net/yazi-yazmak-zor-zanaat-11946yy.htm