Şehir hayatının en renkli sahnelerinden biridir semt pazarları. Sabahın erken saatlerinde kurulur tezgâhlar.
Bir tarafta taze domatesler, diğer tarafta kokusuyla insanı çocukluğuna götüren çilekler, biraz ötede yeni toplanmış maydanozlar, naneler...
İnsanların alışveriş yaptığı, komşuların karşılaştığı, esnafın ekmeğini kazandığı bu alanlar aslında şehir kültürünün önemli bir parçasıdır.
Ne yazık ki günümüzde birçok semt pazarında alışveriş yapmak, huzurlu bir ihtiyaç giderme faaliyetinden çok, âdetâ bir gürültü sınavına dönüşmektedir.
Daha pazara girer girmez kulakları delen sesler yükselmeye başlar.
"Gel vatandaş gel!.."
"Abla bakmadan geçme!.."
"Son fiyat!.."
"Zararına satış!.."
Bir pazarcının sesi henüz kulaklardan çekilmeden, yan tezgâhtan daha yüksek bir ses yükselir. O da yetmezmiş gibi birkaç metre ileride bir başka esnaf sesini sonuna kadar açtığı müzikle müşterinin dikkatini çekmeye çalışır. Sonuçta ortaya çıkan şey ne ticari rekabettir ne de müşteri memnuniyetidir. Ortaya çıkan şey tam anlamıyla bir ses kirliliğidir.
İnsan kulağının da bir sınırı vardır.
Sürekli yüksek sese maruz kalmak yalnızca rahatsızlık vermez; aynı zamanda insan sağlığını da olumsuz etkiler.
Dünya genelinde yapılan araştırmalar, uzun süreli gürültünün stres seviyesini artırdığını, tansiyonu yükselttiğini, dikkat dağınıklığına neden olduğunu ve yaşam kalitesini düşürdüğünü ortaya koymaktadır.
Bir düşünelim. Pazara alışveriş yapmak için gelen yaşlı bir vatandaşın durumunu...
Yanında küçük çocuğunu getiren annenin durumunu...
İşten çıkmış, yorgun argın evine sebze-meyve götürmeye çalışan bir çalışanın durumunu...
Bu insanlar pazara ürün almak için geliyorlar; kulaklarını yoran bir ses bombardımanına maruz kalmak için değil.
Üstelik mesele yalnızca pazarın içiyle de sınırlı değildir.
Semt pazarlarının önemli bir bölümü mahalle aralarında kurulmaktadır.
Pazarcıların yüksek sesli bağırışları ve sonuna kadar açılan hoparlörler sadece alışveriş yapanları değil, çevrede yaşayan insanları da etkilemektedir.
Evinde hasta bulunan bir aile...
Sınava hazırlanan bir öğrenci...
Gece vardiyasından çıkıp gündüz uyumaya çalışan bir işçi...
Bebek uyutmaya çalışan bir anne...
Hepsi aynı gürültünün muhatabı olmaktadır.
Modern şehircilik anlayışında insanların dinlenme hakkı da en az ticaret hakkı kadar değerlidir.
Kimsenin ekmek kazanmasına karşı çıkılamaz... Elbette pazarcı da müşterisini çağıracak, ürününü tanıtacaktır.
Ancak tanıtım yapmakla çevreyi rahatsız etmek arasında ince ama çok önemli bir çizgi vardır.
Bugün gelişmiş ülkelerin pek çoğunda kamusal alanlarda ses düzeylerine ilişkin belirli kurallar bulunmaktadır. Çünkü şehir hayatı yalnızca bireyin özgürlüğünden ibaret değildir; aynı zamanda başkalarının huzuruna saygı göstermeyi de gerektirir.
Maalesef bizde çoğu zaman yüksek ses, ticaretin doğal bir parçası gibi görülmektedir.
Oysa müşteri artık bağıran değil, güven veren esnafı tercih etmektedir.
İnsanlar yüksek sesle çağrılan tezgâha değil, kaliteli ürüne yönelmektedir.
Bir pazarcının dürüstlüğü, ürününün tazeliği ve güler yüzü; hoparlörden yükselen yüzlerce desibel sesten çok daha etkili bir reklamdır.
Bu nedenle yerel yönetimlerin ve ilgili kurumların konuya daha ciddi yaklaşması gerekmektedir.
Semt pazarlarında belirli bir ses sınırı uygulanabilir.
Hoparlör kullanımına düzenleme getirilebilir.
Sürekli ve aşırı sesli müzik yayınına yaptırım uygulanabilir.
Tekrarlanan ihlallerde para cezası veya tezgâh tahsislerinde kısıtlamalar gündeme gelebilir.
Amaç ceza kesmek değil, ortak yaşam kültürünü korumaktır.
Çünkü medeniyet biraz da sesini ayarlayabilmektir.
Medeniyet, konuşabilmek kadar susabilmeyi de bilmektir.
Medeniyet, kendi hakkını kullanırken başkasının huzurunu gözetebilmektir.
Şehirler beton binalarla değil, insanların birbirine gösterdiği saygıyla yaşanabilir hâle gelir.
Semt pazarları mahalle kültürünün güzel bir parçası olarak kalmalıdır.
İnsanlar pazara girdiklerinde kulaklarını tırmalayan bir gürültüyle değil, taze ürünlerin kokusuyla karşılaşmalıdır.
Tezgâhlar arasında dolaşırken bağırışların arasında kaybolmamalı, huzur içinde alışveriş yapabilmelidir.
Çünkü pazarlarda satılan sadece sebze ve meyve değildir. Aynı zamanda şehir hayatının kalitesi de orada şekillenir.
Unutulmamalıdır ki; gürültünün hâkim olduğu yerde huzur olmaz.
