Ramazan akşamlarının kendine has bir ruhu vardır.

Gün boyu süren bekleyişin ardından açılan iftar sofraları…

Sonrasında mahallenin sokaklarını dolduran hareketlilik…

Ve nihayet camilerin ışıkları altında saf saf dizilen insanlar…

İşte o anlarda kılınan Teravih Namazı, sadece bir ibadet değil; aynı zamanda toplumun aynasıdır.

Bir akşam camiye girip saf tutan insanlara dikkatle baktığınızda, bazen fark edilmesi zor ama derin bir manzarayla karşılaşırsınız.

Safların önünde, arkasında ve ortasında çoğunlukla saçları ak düşmüş insanlar vardır.

Yaşı altmışı geçmiş bu amcalar, yılların yorgunluğunu yüzlerinde taşıyan ama secdede huzur bulan insanlardır.

Onların yanında kırk beş ile altmış yaş arasında olanlar da bulunur elbette.

Arada birkaç genç, birkaç çocuk da safın bir köşesine ilişmiştir.

Fakat dikkatli bir göz, camide görünmeyen bir kalabalığı da fark eder:
Saflarda olmayan bir nesli…

Yaklaşık on beş ile kırk beş yaş arasında uzanan geniş bir yaş kuşağı…

Çocukluk ile olgunluk arasındaki bu uzun hayat dilimi, sanki caminin kapısından içeri girmekte tereddüt eder gibidir.

Bayram sabahları hariç, camiyle pek karşılaşmayan bir kuşak yani.

Ramazan gecelerinde başka ışıkların altında, başka mekânlarda vakit geçiren bir nesil…

Bu tabloyu görüp de insanın içinin burkulmaması mümkün müdür?

Çünkü cami yalnızca namaz kılınan bir mekân değildir.

Cami; mahalle kültürünün kalbidir, nesillerin birbirine değdiği yerdir, insanın kalabalık içinde kendini bulduğu bir duraktır.

Eskiden bir çocuk babasının elinden tutar, dedesinin yanında safta yerini alır, mahallenin büyüklerinin arasında büyürdü.

O saf sadece bir namaz safı değil, aynı zamanda bir hayat terbiyesi idi.

Bugün ise o zincirin bir halkası zayıflamış görünmektedir.

Peki bu nesil neden camiden uzak kalmıştır?

Belki hayatın hızına kapılmışlardır.
Belki geçim telaşı, çalışma saatleri, şehir hayatının yorucu ritmi onları başka yönlere sürüklemiştir.
Belki de caminin dili ile gençliğin dili arasında görünmez bir mesafe oluşmuştur.

Ama sebep ne olursa olsun, ortada düşünülmesi gereken ciddi bir mesele vardır.

Çünkü camiden uzaklaşan bir nesil, aslında yalnızca camiden değil; kendi köklerinden, kendi manevi atmosferinden de uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Üstelik bu insanlar çoğu zaman sadece camide değil, evlerinde de yalnızdır.

Aile sofrasında geçirilen vakit azalmış, ortak zamanlar daralmış, sohbetlerin yerini ekranların ışığı almıştır.

Böyle bir çağda cami, insanın kendini yeniden bulabileceği nadir mekânlardan biridir.

Bu yüzden mesele sadece “gençler camiye gelmiyor” diye yakınmak değildir.

Asıl mesele şudur:
O nesli yeniden kazanmanın yollarını aramak.

Belki camilerin kapıları gençlere daha sıcak açılmalı.
Belki sohbetler onların anlayacağı bir dilde yapılmalı.
Belki cami sadece namaz vakitlerinde değil, hayatın farklı anlarında da gençlerin uğrayabileceği bir mekân hâline gelmelidir.

Unutmamak gerekir ki bir toplumun geleceği yalnızca okullarda değil, camideki saflarda da yetişir.

Eğer bugün camide eksik görünen bir nesil varsa, yarın o eksiklik daha büyük boşluklara dönüşebilir.

Ama aynı nesil yeniden caminin ışığıyla buluşursa, toplumun manevi damarları da yeniden güçlenir.

Belki de bu Ramazan’ın bize hatırlattığı en önemli şeylerden biri şudur:
Saflarda bir boşluk varsa, o boşluk yalnız caminin değil; hepimizin meselesidir.