Değerli okurlar, bugün köşe yazımı yapay zekanın analitik süzgecinden geçen iki zıt tabloyu birleştirerek, hepimizi yakından ilgilendiren çarpıcı bir yapısal çelişkiye ayırmak istiyorum. Bir yanda demografik çöküş yaşayan, çalışandan çok emeklisi olan bir şehir; diğer yanda bu şehre "tarihi bir lütuf" gibi sunulan teknoloji üssü projeleri...
Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete'de yayımlanan bir kararla, Sinop Üniversitesi öncülüğünde yaklaşık 3 bin metrekarelik bir Teknoloji Geliştirme Bölgesi (Teknopark) kurulacağı müjdelendi. Hedef oldukça iddialı; burada 60 ila 80 firmanın faaliyet göstermesi, hatta çok uluslu şirketlerin yer alması bekleniyor. Fakat 2026 yılına geldiğimizde, Türkiye genelinde sayısı 110'u bulan ve neredeyse her ile yayılmış olan rutin bir devlet altyapısının Sinop’a yeni ulaşıyor olması gerçekten olağanüstü bir lütuf mudur? Daha da önemlisi, bu merkezin içini dolduracak kapasitemiz var mı?
Çalışan Nerede, Emekli Nerede?
Bazen sayılar, sayfalar dolusu sosyolojik araştırmanın anlatamadığı bir gerçeği tek bir tokat gibi yüzümüze çarpar. Karadeniz'in incisi Sinop’ta aktif olarak üreten, sigortalı çalışan sayısı 57.005 iken; emekli maaşı alanların sayısı 66.273'e ulaşmış durumda. Her 100 çalışana karşılık 117 emeklinin düştüğü, %20,8'lik yaşlı nüfus oranıyla zaten "Türkiye'nin en yaşlı ili" unvanını taşıyan bu şehir, kronik bir göç döngüsü yaşıyor. Şehir, büyük metropollere iş umuduyla gençlerini ihraç ederken, İstanbul ve Ankara gibi illerden memleketine dönen yaşlı emeklileri ithal ediyor.
Sinop ve Boyabat'taki Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) durumunu incelediğimizde, temel imalat sanayisinin dahi istenen doluluk oranlarına ulaşamadığını, en büyük problemin nitelikli veya niteliksiz işgücü temininde yaşanan kriz olduğunu görüyoruz. Genç nüfusun iş imkanlarını yetersiz bularak büyükşehirlere göç ettiği, mevcut sanayicinin çalıştıracak personel bulamadığı bir demografik yapıya uluslararası teknoloji devlerinin Ar-Ge laboratuvarlarını taşımasını beklemek, maalesef iyi niyetli bir temenniden öteye geçemiyor. Yatırımlar yerel potansiyele göre değil, merkezden belirlenen "her ile bir teknopark" şablonuna göre yapılıyor.
Düşük İşsizlik İllüzyonu ve Kırsaldaki Kadınlar
Yapay zekanın verilerde yakaladığı en büyük illüzyon ise işsizlik rakamlarında gizli. Sinop, %4,8 ile Türkiye'nin sözde en düşük işsizlik oranına sahip. Kesinlikle bir ekonomik patlama yaşamıyoruz; çalışacak genç nüfus zaten kalmadığı için işsizlik rakamı matematiksel olarak düşük çıkıyor. Kalanların durumu ise ayrı bir dram. Bölgede istihdam edilen kadınların %52,2'si tarım sektöründe, tamamen "ücretsiz aile işçiliği" statüsünde çalışıyor. Tarlanın ve kırsalda yalnız kalan yaşlı nüfusun bakım yükü tamamen bu kadınların omuzlarında.
Teşviklerin Gölgesindeki Asimetrik Rekabet ve Sayıştay Gerçekleri
Diyelim ki binaları diktik... Peki Türkiye'deki genel teknopark ekosistemi gerçekten şeffaf bir inovasyon vahası mı? Teknoparklar, firmalara yüksek maliyetli Ar-Ge süreçlerinde destek olmak amacıyla Kurumlar Vergisi, KDV ve SGK prim desteği gibi çok kıymetli avantajlar sunar. Ancak mevzuatımız, yalnızca prototip üretimi ve Ar-Ge için ithal edilecek makinelere muafiyet tanırken; sahada bu ayrıcalıkların Ar-Ge dışı faaliyetlerde ve seri üretim bantlarında kullanılarak suistimal edildiğine dair tespitler mevcuttur. Bu durum, tüm vergi yükümlülüklerini yerine getiren teknopark dışındaki sanayicilerimiz aleyhine ciddi bir haksız rekabet ortamı doğuruyor.
Kamu kaynaklarının doğru kullanımını denetleyen Sayıştay'ın 2024 yılı raporları, bu sistemin nasıl bir yönetişim sorunu barındırdığına ayna tutuyor.
Patent Artışları ve Verimlilik Paradoksu
Son olarak işin istatistiksel boyutuna değinmekte fayda var. 2024 yılında patent başvurularımızda bir önceki yıla göre %18,4'lük bir artış yaşandığını görüyoruz. Bu niceliksel artış elbette takdire şayandır. Ancak üretilen bu patentlerin sanayide uygulanabilirliği ve yüksek teknolojili ürün ihracatına katkısı aynı oranda büyümemiştir. Eğer 110 teknoparkımız hedeflenen atılımı tam anlamıyla gerçekleştirmiş olsaydı, bugün ihracatımız içindeki yüksek teknolojili ürün payı bu denli cılız kalmazdı.
Gelecek İçin Ne Yapmalı?
Özetle; Sinop'a bir teknopark kurulması elbette değerli bir adımdır, ancak bunu sihirli bir değnek veya tarihi bir lütuf gibi sunmak gerçekçi değildir. Sinop'un mevcut devasa yaşlı nüfusunu bir "Gümüş Ekonomi" (Silver Economy) fırsatına çevirmesi, gençleri toprağa döndürecek yapay zeka destekli akıllı tarım teknolojilerine odaklanması çok daha elzemdir.
Türkiye'nin gerçek bir inovasyon kültürüne ulaşabilmesi için sadece betonarme binalar tahsis etmesi yetmez. Şeffaf, denetlenebilir, Sayıştay bulgularını dikkate alan ve devlet desteklerini sadece bir girdi muafiyeti olarak değil, küresel pazarda rekabet edebilen fiili üretimleri ("çıktı") ödüllendirecek şekilde kurgulayan bir modele ihtiyacımız var. Aksi takdirde atılan adımlar, bölgesel kalkınmadan ziyade, amaca uygun kullanılmayan yeni rant alanları yaratmaktan öteye geçemeyecektir.
