İnsanın kalbi, takdirin sıcak nefesine her zaman açıktır. Bir güzel söz, içten bir iltifat, emeğin görülüp değer bulması, ruhun derinliklerinde yankı uyandırır.
Çünkü övgü, varlığın fark edildiğini hatırlatır; insanın yalnızca bir gölge değil, bir ışık olduğunu hissettirir.
Ne var ki övgü ile huluskârlık arasındaki çizgi bazen ince bir tül kadar şeffaflaşır. Hak edilmiş bir takdirle çıkar uğruna söylenmiş sözler birbirine karışır; samimiyet ile menfaat aynı kelimelerde buluşur.
Bugün övgünün en çok yöneldiği kişiler, makamların gölgesinde oturanlardır. Bunun sebebi yalnızca başarı değildir; asıl sebep, ellerinde tuttukları yetki ve imkânlardır. Çünkü bir makam, kişisel kudretin değil, toplum adına verilmiş bir emanettir. Vatandaşın birçok ihtiyacı bu kapılardan geçer; yardım, ruhsat, iş, destek… İşte tam da burada övgü, bir anahtar gibi kullanılmaya başlanır.
Kimi insanlar kapı çalarken nezaket gösterir; kimileri ise kapının açılması için gereğinden fazla eğilir. Övgü, bazen samimiyetin değil, beklentinin dili olur. Makam sahibinin her sözünü kusursuz bulan, her kararını yücelten, her davranışını göklere çıkaranlar ortaya çıkar. Oysa makam elden gittiğinde, kalabalık da dağılır.
Bu tablo bize şunu gösterir:
Övgü çoğu zaman kişiye değil, güce yönelir. İnsanlar, şahsı değil; onun elindeki imkânı sever. Çıkar üzerine kurulan övgülerin ömrü kısadır. Dün göklere çıkarılan kişi, bugün aynı dillerle yerin dibine batırılabilir.
Bir insanı tanımak, birkaç sözle olmaz. Onu dinlemek gerekir; sözlerine olduğu kadar suskunluklarına da kulak vermek gerekir. Çünkü bazen insan, konuşurken değil, dinlerken kendisini daha çok belli eder. Hayata nasıl baktığını, zorluklar karşısında nasıl tavır aldığını anlamak için zamana ihtiyaç vardır.
Yol arkadaşlığı, karakterin aynasıdır. Aynı sıkıntıları paylaşmak, aynı hedefe yürümek, sabrı, vefayı, dürüstlüğü ve ahlâkı ortaya çıkarır. Rahat zamanlarda herkes naziktir; fakat fırtına başladığında gerçek yüzler görünür.
Ticaret de insanı tanımanın kadim yollarındandır. Alışverişte güven, sorumluluk, hak ve hukuk vardır. Bir insanın para karşısındaki tavrı, karakterinin en berrak aynasıdır. Sözüne sadık mı?
Hakkaniyetli mi?
Başkasının hakkına riayet ediyor mu?
İşte bunlar, insanı tanımanın ölçüleridir.
Bugün sosyal medya çağında insanlar birkaç fotoğraf, birkaç paylaşım ya da söylenti üzerinden birbirlerini ya göklere çıkarıyor ya da yerin dibine batırıyor. Halbuki hakîkat, görünenin çok ötesindedir.
Toplum olarak bu konuda da en çok ihtiyaç duyduğumuz şey ölçüdür, edeptir.
Hak edene hakkını vermek, başarılı olanı takdir etmek güzeldir. Fakat gerçeği kaybetmemek gerekir.
Ne körü körüne övgü ne de peşin hükümlü yergi insanı hakîkate ulaştırır.
Gerçek değer, makamların sağladığı geçici kudrette değil; karakterde, dürüstlükte ve insanlıkta gizlidir.
Makamlar gelir geçer, yetkiler değişir, insanlar yükselir ve iner. Fakat geriye kalan şey, kişinin ahlâkı ve bıraktığı izdir.
Bu yüzden bir insanı övmeden ya da kötülemeden önce acele etmemek gerekir.
Onu dinlemek,
Onunla yol yürümek,
Alışveriş yapmak,
Ve zamana şahitlik etmek gerekir.
Çünkü insanı tanıtan şey, hakkında anlatılanlar değil; hayatın içinde gösterdiği tavırlardır.
Hakîkat, övgünün gürültüsünde değil; zamanın sessiz şahitliğinde ortaya çıkar.
