Yarın Kurban Bayramı…
İnsan bazen bir kelimeyi yıllarca duyar da hiç düşünmez üstüne.
"Bayram" der geçer. "Tatil" der geçer. "Et" der geçer. "Paylaşmak" der geçer.
Fakat bazı kelimeler vardır; onların içine girilmeden, ruhuna dokunulmadan anlaşılmaz.
İşte “Kurban” da öyle bir kelimedir. “Bayram” da…
Çünkü bu iki sözcük yan yana geldiğinde ortaya sadece bir dinî gün çıkmaz.
Bir insanlık imtihanı çıkar.
Bir teslimiyet hikâyesi çıkar.
Bir baba ile bir evlat arasında, gökle yer arasına asılmış büyük bir sadâkat köprüsü çıkar.
Kurban Bayramı’nı gerçekten anlamak için ya İbrahim olmak gerekir…
Ya da İsmail…
Bugünlerde en çok konuşulanlar sanırım şu sorular ve cevapları:
"Kurbanı nereden almalı?"
“Kurbanlık kaça alındı?”
“Hangi hisse daha uygun?”
“Et nasıl dağıtılacak?”
Oysa mesele sadece “kurban almak” değildir.
Mesele, insanın içinde neyi kesebildiğidir. Çünkü asıl kurban bazen koç değildir.
Bazen kibirdir.
Bazen dünya hırsıdır.
Bazen insanın kendi nefsidir.
Yaşadığımız çağda İbrahim olabilmek kolay değildir.
Çünkü İbrahim olmak, en sevdiğini Allah’a emanet edebilecek kadar teslim olmaktır.
İnsan en çok sevdiği şeyle sınanır hayatta.
Kimi makamıyla sınanır,
Kimi servetiyle,
Kimi evladıyla,
Kimi de kalbinin en saklı yerinde büyüttüğü tutkularıyla…
İbrahim’in (A.S.) hikâyesi yalnızca bir peygamber kıssası değildir. O, insanın içindeki putları kırma hikâyesidir.
Bugün herkesin görünmeyen putları vardır.
Kiminin cebindedir.
Kiminin aynasında…
Kiminin sosyal medyada kurduğu sahte hayatında…
Kiminin de “ben” diye büyüttüğü gururunda…
İşte kurban, biraz da o putlara bıçağı vurabilmektir.
Ama sadece İbrahim olmak da yetmez bazen.
Bir de İsmail olabilmek gerekir. Çünkü İsmail olmak, teslimiyetin en ağır hâlidir. Henüz hayatın başındayken, korkuyla umut arasında dimdik durabilmektir.
İsmail'in (A.S.) “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap…” sözünü diyebilmek kolay değildir.
Bu söz, yalnızca bir evladın değil; tevekkülün dile gelmiş hâlidir.
Bugünün insanı her şeyi kontrol etmek istiyor.
Ölümü kontrol etmek istiyor.
Kaderi kontrol etmek istiyor.
İnsanları kontrol etmek istiyor.
Hatta sevgiyi bile…
Halbuki İsmail olmak, bazen kontrolü bırakıp güvenebilmektir.
Kendini Yaradan’ın rahmetine teslim edebilmektir.
Belki de bu yüzden adına “Bayram” denmiştir. Çünkü gerçek bayram;
İnsanın nefsini yenebildiği gündür.
İçindeki karanlığı biraz olsun susturabildiği gündür.
Sadece sofraların değil, kalplerin de paylaşabildiği gündür.
Bugün evlerin önünde kesilen kurbanlıklara bakarken çoğu insan sadece eti görüyor.
Oysa ki orada görünmeyen başka şeyler de vardır.
Bir annenin çocuklarına ayırdığı pay vardır.
Bir yoksulun kapısını çalacak umut vardır.
Bir mahallenin dayanışması vardır.
Bir duanın sıcaklığı vardır.
Eskiden bayram sabahlarının başka bir kokusu vardı. Sadece kavurma kokusu değildi o… Merhamet kokusuydu.
Mahallede herkes birbirini tanırdı. Çocuklar yeni ayakkabılarıyla koşardı.
Büyüklerin eli öpülürken sadece gelenek yerine getirilmezdi; aslında geçmişe vefa, yaşlıya saygı gösterilirdi.
Şimdilerde insanlar birbirine ne kadar yakınsa, bir o kadar da uzak…
Aynı apartmanda oturup birbirinin adını bilmeyen insanlar çağındayız.
Belki de bu yüzden Kurban Bayramı hâlâ çok kıymetli. Çünkü modern hayatın unutturduğu şeyi hatırlatıyor bize:
İnsan, tek başına tamamlanan bir varlık değildir.
Paylaşmadan eksik kalır.
Belki de en derin mesele şudur:
İnsan bazen farkında olmadan başkasının kurbanı olur.
Hırsların…
Sistemin…
Gösterişin…
Tüketmenin…
Kalabalıkların…
Günümüz dünyasında herkes bir şeylere yetişmeye çalışırken kendi ruhunu geride bırakıyor...
Bilinmelidir ki "Kurban Olmak", sadece bıçak altına yatmak değildir.
İnsan bazen vicdanını susturduğunda da kurban olur.
Bazen doğrularını kaybettiğinde…
Bazen sırf alkış almak için kendinden vazgeçtiğinde…
İşte Kurban Bayramı tam burada yeniden konuşmaya başlıyor.
Soruyor insana:
“Sen bugün neyi kurban ediyorsun?”
Merhametini mi?
Vicdanını mı?
Yoksa nefsini mi?
Hâli vakti yerinde herkes kurban kesebilir.
Ama herkes teslim olamaz.
Herkes bayram da yapabilir.
Ama herkes bayramın ruhuna ulaşamaz.
Belki bu yüzden Kurban Bayramı’nın hakîkati kasaplarda değil, insanın kalbinde saklıdır.
Orada bir İbrahim sabrı…
Orada bir İsmail teslimiyeti…
Orada insanın kendi içindeki büyük hesaplaşması vardır.
Kurban Bayramı işte tam da budur:
İnsanın, Allah’a yaklaşırken kendinden biraz vazgeçebilme cesareti…
Kurban Bayramınızı en kalbî duygularla tebrik ederim.
