Türkiye bu yıl bir kez daha suyla imtihan oluyor. Aslında “bu yıl” demek bile doğru değil; zira yaşadığımız tablo bir mevsimin ya da birkaç ayın marifeti değil, yıllardır biriken ihmallerin, plansızlığın ve küresel iklim değişikliğinin el birliğiyle ördüğü büyük bir hikâye.
Ancak bu yıl yaşadıklarımız, o hikâyenin artık masalsı bir uyarı değil, sert bir gerçeklik olduğunu tüm çıplaklığıyla hatırlatıyor.
Beş ay… Tam beş aydır birçok bölgemize tek damla yağmur düşmedi. Anadolu’nun kadim kentleri susuzluğun ağırlığıyla kavrulurken, Ege rüzgârları serinlik değil, sıcak bir nefes taşıdı bize.
İstanbul’un, bu ülkenin kalbinin, sadece 20 günlük suyu kaldığı iddiası gazetelere taşındı; “abartı mı, gerçek mi?” tartışmasını bir kenara bırakırsak, şu sorunun cevabı ortada duruyor: Bu ciddiyetle konuşmak bile ürkütücü.
İzmir’de musluklar ara ara susuyor. Ankara’da depolama seviyeleri kritik eşikte.
Anadolu’nun bazı noktalarına yağan kar ise “yağdı” demeye şahit ister; bir avuç beyazlık düşmüş toprağa, o da sabaha kalmadan eriyip gitmiş.
İstanbul’da ise durum daha da sembolik. Beş yıldır kar görmeyen bir metropolün sokakları artık kış mevsimini yalnızca takvim sayfalarında yaşıyor.
Peki bu tablo ne anlatıyor?
Öncelikle, mevsimlerin sessiz bir devrim içinde olduğunu…
Sonbahar artık sararan yaprakların cömertçe döküldüğü o eski, o romantik mevsim olmaktan çıktı.
Kasım’ın sonuna yaklaşırken hâlâ o bildiğimiz yağmurlu, serin sonbaharı yaşayamadık.
Kış deseniz, sanki bu yıl rota dışı bir yolculuğa çıkmış gibi. Eskiden “kara kış” derdik; şimdi kardan çok “kurak kış” konuşuyoruz.
İkinci olarak, suyun artık sadece doğal bir kaynak değil; ekonomi, siyaset, sağlık ve sosyal yaşamın tam merkezine oturmuş bir güç olduğunu hatırlatıyor.
Bakın, havalar böyle yağışsız giderse önümüzdeki aylarda medya reklamlarının nasıl değişeceğini hep birlikte göreceğiz. Plastik su bidonları, damacana markaları, “filtrelenmiş su çözüm”leri…
Su, altından daha değerli bir meta hâline gelirken, musluklarımız akmamaya başladığında bunun faturasını yalnızca iklime kesmemiz de mümkün değil.
Çünkü asıl mesele şu:
Türkiye uzun yıllardır suyu tüketme hızını, suyu yenileme hızından çok daha yüksek bir noktaya taşıdı.
Hâlâ kanalizasyon-su ayrımı olmayan ilçelerimiz var. Hâlâ yağmur suyu toplama sistemi olmayan şehirlerimiz var. Hâlâ milyonluk kentlerde yeşil alanları betonlaştırıp sonra “Ya neden ısınıyoruz?” diye soruyoruz. Hâlâ tarımda vahşi sulama yapıyor, en temel su verimliliği tekniklerini bile birçok yerde uygulamıyoruz.
Bir yandan iklim değişikliği bizi sıkıştırıyor, diğer yandan biz kendi kuraklığımızı kendimiz büyütüyoruz.
Yine de karamsarlık kader değildir. Türkiye su yönetimi açısından hâlâ geç kalmış sayılmaz; ama son kez uyarılmış olabilir.
Bu yılın yağmursuz yazı, sessiz geçen sonbaharı, kışın kar görmeyen şehirleri bize şunu söylüyor: “Artık beklemeden harekete geçin.”
Bireysel önlemlerden bahsetmiyorum sadece; elbette her bireyin tasarrufu kıymetlidir; ama bu mesele kişisel vicdanlarla çözülecek kadar küçük değil.
Mesele, şehir planlamasından tarımsal modernizasyona, su arıtma teknolojilerinden havza yönetimine kadar her alanda cesur adımların atılmasıyla çözülebilir.
Bugün bir şehir susuz kaldığında bunun faturası yalnızca damacanaya zam olarak gelmez. Ekonomiye, tarıma, gıda üretimine, turizme, hatta sosyal huzura kadar zincirleme bir etki yaratır.
Bir ülkenin su krizi, aslında geleceğe dair en büyük kırılganlık göstergesidir.
İşte bu yüzden, bu yıl yaşadığımız kurak sezon sadece bir mevsimsel anormallik değil; önümüzdeki yılların nabzını tutan bir işarettir.
İstanbul’un karı gelmedi diye üzülmek romantik bir mesele olsa da; aslında işin özünde kar demek su demektir, toprağın bereketi demektir. Dağlara düşmeyen kar, baharda barajlara dolmayan su demektir. Barajlara dolmayan su, musluklardan akmayan hayat demektir.
Belki bu yıl da kışın kapısı bize uzak görünüyor ama gerçek şu: Eğer suyu ciddiye almazsak, yarın çok daha uzak bir kapının eşiğinde bekliyor olabiliriz.
Çünkü su yalnızca içtiğimiz bir madde değil; bir ülkenin nefesidir.
Ve biz şu sıralar nefesimizi tutmuş, yağmurun ne zaman geleceğini bekliyoruz.
