Bu Hafta Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ve ABD Merkez Bankası Faiz Kararlarını Açıkladı.

TCMB yılın son toplantısında politika faizini 150 baz puan düşürerek %39,5’tan %38’e çekti. Alınan kararla yaklaşık iki yıl önceki (23 Kasım 2023) politika faizi seviyesi olan %40 seviyelerinin altına iniş yapılmıştır. Bu iki karardaki farklı olan kısım 2023 yılı kararında MB 500 baz puan faiz artışı ile faizi %35’ten %40’a taşımıştı. 2025 yılı kararı ise tersi yönde indirimi içermektedir. Her iki yılı döviz kurları ve açıklanan enflasyon verilerini gösterge olarak aşağıda paylaşıyorum.

2023 = USD/TRY: 28.75 ~ EUR /TRY: 31.50 Yıllık enflasyon: %61,98 / Aylık enflasyon: %3,28

2025= USD/TRY: 42.60 ~ EUR /TRY: 49.85 Yıllık enflasyon %31,07 / Aylık enflasyon: %0,87

*Tüik verisidir. Yıllık enflasyon bilgisi, Kasım ayında fiyatların bir önceki yılın aynı ayına göre ne kadar artış gösterdiğini, aylık enflasyon ise önceki aya göre ne kadar yükseldiğini göstermektedir.

Her iki yılın verilerine göre özellikle enflasyon oranlarını karşılaştırdığımızda kesinlikle fiyatlar geri gelmiştir diyemeyiz fakat fiyatların artış hızı yavaşlamıştır yorumu yapılabilir. Enflasyon halen artmaktadır ama 2023 yılı kadar hızlı bir artış göstermemektedir. Fakat bu yorumları yaparken belirlenen enflasyon sepetinin içeriği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu noktada her iki yıl sepetlerini incelediğimizde 2025 yılı enflasyon sepetinde 2023 Kasım ayına göre gıda ve alkolsüz içecekler ile ulaşımın payının düşürüldüğünü görmekteyiz. 2023 yılı Kasım ayı açıklanan aylık ve yıllık enflasyonu etkileyen en büyük üç kalemi sıraladığımızda ise konut, ulaştırma ve gıda ile alkolsüz içecekler olduğu anlaşılmaktadır. Buradan her iki sepetin farklı olduğu ve enflasyon verisindeki düşüşün hane halkı tarafından çokta hissedilememesi dilemmasını oluşturmaktadır.

Kur oranları karşılaştırıldığında ise TL dolar karşısında %48, Euro karşısında ise %58 değer kaybetmiştir. Enflasyonun düşmesine rağmen döviz kurunun yüksek kalması, ekonominin dezenflasyon sürecine girdiğini ancak TL’ye olan güvenin tam olarak tesis edilmediğini göstermektedir. Bu durum tamamen Merkez Bankası politikasının öncelikli hedefinin enflasyonda düşüş sağlamayı planladığını kur için ise serbest ama kontrollü bir politika izlediği söylenebilir. Bunun yanında Merkez Bankasının 21 Haziran 2025 tarihli yaptığı düzenleme ile bankaların bilançosunda TL Mevduatın payının minimum %60 olması bekleniyor. Bu da aslında halen ülkeye döviz girişinin devam etmesini, dolaşımdaki dövizin çoğalmasını ve paralel olarak kurun daha stabil olmasını sağlamaktadır. Aslında ülkeye gelen döviz TL’ye dönülüp yüksek faizden mevduat olarak bağlanmaktadır. Getiri bazlı bakıldığında herhangi bir döviz cinsinden para birimi için böylesine bir faiz getirisi mümkün değildir. Bu noktada bankaların bilançolarında %60 oranla TL mevduat tutma zorunlulukları sebep MB’nin faiz indirimleri mevduat faizlerine aynı oranla yansımamaktadır.

Amerikan Merkez Bankası ise politika faizini 25 baz puan düşürerek %3,50-3,75% aralığına çekti. FED Başkanı Powel ekonomik büyümenin ılımlı hareket ettiğini ve iş gücü piyasasında halen yavaşlamaların devam ettiğini dile getirdi. Enflasyon verisinin halen hedefin üzerinde olduğu fakat yıllık enflasyon göstergelerinde düşüşlerin görünmesinin olumlu olduğunu dile getirmiştir. Faiz indirim kararını ise daha düşük faizle ekonomiyi desteklemek amacıyla yaptıklarını dile getirmiştir. Alınan karar sonrası Amerikan borsası beklenen şekilde yükseldi; dolar küresel piyasalarda değer kaybetti, altın ve gümüş olmak üzere değerli madenler zirve rakamlarını test etti.

Altın ve Gümüşte Yön Yukarı mı?

FED’in faiz indirimi, doların küresel piyasalarda görece değer kaybetmesine sebep oldu. Bu da diğer ülkelerin merkez bankalarının altın alımlarını artırmalarına sebep olmaktadır. Yatırımcılarda piyasa verilerini inceleyerek kendileri için daha güvenli alan gördüklerinden altın alımlarını artırmaktadırlar. Bunun yanında FED’in faiz indirimi kararı var fakat hızlı ve agresif bir parasal genişlemeye gidilmeyecek olması altındaki hareketleri sınırlayacaktır. Orta vadede yönün yukarı olacağı aşikardır. Piyasa değişkenleri ve belirsizlik yaratan durumlar iyi takip edilmelidir.

Gümüş ise çok daha farklı ilerlemektedir. Altına olan talebin artmasına sebep olan hususların hepsi gümüş için de geçerli olmaktadır fakat burada onu altından ayrıştıran nokta gümüşün hem değerli metal hem de sanayi metali olmasıdır. Artan elektrikli araç kullanımıyla araçların bataryalarında, şarj soketlerinde kullanılan gümüşe olan sanayi talebi artmaktadır. (Normal içten yanmalı bir araca göre elektrikli araçlarda gümüş kullanımı ortalama 2,3 kat daha fazladır.) Bunun yanında aslında yeşil enerji yatırımları elektrik üretimi ve iletimi üzerine kurulu olduğundan ve bu elektriği de en verimli şekilde taşıyacak olan metalin gümüş olduğu düşünülürse ona olan talebin sadece faiz kararları, küresel belirsizlik ve güvenli liman başlıkları ile kısıtlamak doğru olmayacaktır. Ayrıca 2025 yılında ABD’de gümüş “Critical Minerals List” ‘ne eklenmiş olup kritik mineral olarak sınıflandırılmıştır. Bu listede ulusal güvenlik ve ekonomi için öncelikli kabul gören hammaddeler sınıflandırılmaktadır. Bu kararda gümüşün fiyatlanmasında ve onun yatırımcı gözündeki algısını pozitif etkilemiştir. Metinde sayılan sebepler doğrultusunda gümüşün orta vadede altından daha fazla getiri sağlama potansiyeline sahip olduğunu söyleyebiliriz. Belirleyicilerin sadece ekonomik göstergeler olmaması onun getiri sağlamada daha volatil olmasına sebep olmaktadır. Son verilere göre gümüş USD bazlı 1 yıl içerisinde yaklaşık %90 ve üzeri artış sağlamıştır.