Bir doktor hastaya önce kalbine bakar. Ülke de bir vücuttur. Bu vücudun kalbi sanayicidir. Fabrika bacası tütmezse, işçi ekmek götüremez. İşçi kazanamazsa esnaf satamaz. Esnaf satamazsa devlet vergi toplayamaz. Zincir buradan başlıyor.
Yıllardır aynı döngüdeyiz: Vergi al, teşvik ver, sonra denetleme. Olmuyor. Yeni bir akla ihtiyacımız var. Adı: "Üreten ve Tanışan Türkiye Modeli"
1. ÜRETEN TÜRKİYE: Vergi Değil, Yatırım İsteyelim
Sanayiciye "vergi vereceksin" diye sopa göstermeyelim. "Yatırım yap, 10 kişi işe al, vergini sonra konuşalım" diyelim.
Çünkü sanayici yatırım yaparsa, makine alırsa, fabrika büyütürse zaten devlet kazanır. Hem sigortadan, hem KDV’den, hem ihracattan.
Peki vergi nereden alınsın? Çalışanın ve esnafın cebinden değil. Dolgun maaş verelim ki millet harcasın. Piyasa dönsün. Vergiyi nihai tüketimden ve yüksek gelirden alalım. Zincir tamamlansın.
Ama bunun bir şartı var: DENETİM. Devlet baba değil, devlet adalettir. Teşvik alıp üçkağıt yapanın 5 katını geri alacağız. Kara listeye alacağız. Merhamet yok. Kural net olursa kimse cesaret edemez.
Özellikle Doğu’da bunu yapalım. Fabrika kurana 10 yıl vergi yok. Böylece genç iş bulsun, dağa değil fabrikaya gitsin.
2. TANIŞAN TÜRKİYE: 81 İli Birbirine Bağlayalım
Ekonomi tek başına yetmez. Gönüller de birleşmeli.
Van’daki çocuk Edirne’yi kitaptan değil, görüntülü konuşarak tanımalı. Trabzonlu öğrenci Antep’in baklavasını, Antep’li öğrenci Trabzon’un horonunu görmeli.
Ayda 1 saatlik video konferans. Masrafı yok. Faydası büyük. Çocuk yaşta tanışan, büyüyünce "öteki" demez. "Kardeşim" der.
Bu, Terörsüz Türkiye’ye yapılan en büyük yatırımdır.
Sonuç
Bir elde tuğla, bir elde kitap. Bir tarafta fabrika, diğer tarafta sınıf.
Üreten Türkiye + Tanışan Türkiye = Güçlü ve Kardeş Türkiye
Kalp yaşarsa ülke yaşar. Kalbi de sanayici ve gençlerimiz tutuyor.
