Bir önceki yazının devamı.....
3. MALİ ADALETSİZLİK: ÜRETEN ANADOLU VE SİSTEMİK ASALAKLIK ÇELİŞKİSİ
Bugün Türkiye’deki en büyük kronik sorunlardan biri, vergi yükünün ve mali sorumlulukların bölgeler arasında adaletsiz dağılmasıdır. Bu çelişki iki somut örnek üzerinden rasyonel şekilde analiz edilebilir:
• Boyabat (Öz Kaynaklı Üretim ve Yüksek Vergi Sadakati): Yaklaşık 43 bin nüfuslu Sinop Boyabat ilçesi, devletten devasa teşvikler veya hibe krediler almadan, tamamen yerel müteşebbislerin öz kaynaklarıyla kurulmuş 20’den fazla büyük tuğla-toprak sanayi tesisine ve aktif bir Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) sahiptir. Boyabat halkı ve esnafı, ürettiği değer üzerinden kazandığı paranın vergisini %80’i aşan bir tahsilat oranıyla devlete kuruşu kuruşuna ödemekte, enerji faturalarını zamanında yatırarak tam bir vatandaşlık bilinci sergilemektedir.
• Bölgesel Teşvikler ve Tahsilat Krizi: Diğer tarafta, en yüksek teşvik bölgesi (6. Bölge) kapsamında yer alan, milyarlarca lirik kamu yatırımı ve hibe alan büyük ölçekli Doğu illerinde ise kesilen verginin fiilen devlet kasasına girme (tahsilat) oranı %30-45 civarında kalmaktadır. Ayrıca tarımsal ve bireysel tüketimde yaşanan yüksek kayıp-kaçak elektrik oranlarının mali yükü, bütçe sübvansiyonları yoluyla Boyabat’taki dürüst üreticinin sırtına yüklenmektedir.
Merkezi yönetimin bütçe paylarını illerin ödediği vergiye göre değil, sadece nüfus büyüklüğüne göredağıtması, kurallara uyan dürüst Anadolu esnafının cezalandırıldığı, yasalara uymayan ve vergi vermeyen yapıların ise ödüllendirildiği bir mali asalaklık düzeni yaratmaktadır.
4. GELİŞMİŞ ÜLKELERLE KARŞILAŞTIRMALI ANALİZ: BATI FEODALİZMİ NASIL TASFİYE ETTİ?
Modern ve gelişmiş Batı demokrasilerinde (Fransa, İngiltere, Almanya) bugün aşiret veya ağalık gibi alternatif güç odaklarının bulunmaması, bu devletlerin tarihsel süreçte attığı radikal adımların bir sonucudur. Fransa, 1789 İhtilali ve Napolyon Kanunları ile ülkedeki tüm derebeylik imtiyazlarını ve yerel hukuk sistemlerini tek bir gecede lağvederek hukukun genelliği ilkesini tesis etmiştir. Endüstri Devrimi ile birlikte köylerden kentlere yaşanan göç, bireyleri feodal ağaların kulu olmaktan çıkarıp sendikalı, hak arayan özgür vatandaşlara dönüştürmüştür.
Batı dünyası, üniter devlet yapısını korumak için toprak reformları yapmış ve devletin vergi ile şiddet tekeliniülkenin en ücra köşesinde bile tavizsiz uygulamıştır. Gelişmiş bir ülkede hiçbir feodal gücün vergi sistemini sabote etmesine, kaçak enerji tüketmesine veya yasalardan muaf bir alan yaratmasına izin verilmez. Türkiye'de ise Boyabat örneğinde görülen rasyonel ve dürüst sanayi bilinci Batı standartlarındayken, Doğu'daki feodalitenin devlet eliyle beslenmeye devam etmesi, ülkenin gelişmiş devletler ligine çıkmasının önündeki en büyük yapısal takozdur.
5. TARİHSEL REFERANSLAR VE TAVİZSİZ DEVLET AKLI: ATATÜRK VE TÜRKEŞ VİZYONU
Türkiye'nin bugün içine düştüğü feodal popülizm ve mali kuralsızlık sarmalından çıkış reçetesi, Türk siyasi tarihine yön vermiş iki büyük liderin tavizsiz devlet doktrinlerinde açıkça görülmektedir. Günümüz siyasetçilerinin oy uğruna sergilediği gevşeklik, bu iki liderin inşa ettiği kurucu ve koruyucu devlet aklıyla tamamen tezat oluşturmaktadır.
5.1. Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurucu Üniterlik ve Feodalite Tasfiyesi Doktrini
Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı'nın son döneminde merkezi otoritenin zayıflamasıyla palazlanan feodal yapıların, ulus devletin önündeki en büyük engel olduğunu erken dönemde teşhis etmiştir. Atatürk’ün devlet anlayışında "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi, egemenliğin hiçbir aşiret reisine, ağaya veya şeyhe devredilemeyeceği anlamına gelir.
Ağalık topraklarını kamulaştırarak doğrudan köylüye devretmeyi amaçlayan Toprak Reformu girişimleri, feodalitenin devlet içinde alternatif bir otorite olmasını engellemeyi hedeflemiştir. Atatürk Cumhuriyeti, Sinop'taki köylü ile Diyarbakır'daki vatandaşın aynı mahkemede, aynı kanunla yargılanmasını ve aynı vergiyi ödemesini şart koşmuştur. Bugün Doğu'da hukukun esnetilmesi, Atatürk’ün "imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz" şeklinde özetlediği ulusal bütünlük ilkesinin fiilen çiğnenmesidir.
5.2. Alparslan Türkeş’in "Tavizsiz Devlet" ve Bölünmez Bütünlük Doktrini
Türk milliyetçiliği hareketinin lideri Alparslan Türkeş, hayatı boyunca devletin bekasını ve üniter yapısını her türlü siyasi çıkarın üzerinde tutmuştur. Türkeş’in doktrininde devlet; gevşeklik, pazarlık veya oy avcılığıyla yönetilemeyecek kadar kutsal bir mekanizmadır.
Türkeş, çok partili sistemde diğer partilerin oy almak adına bölgedeki etnik ve feodal hassasiyetleri okşamasına, onlara yasal ayrıcalıklar vaat etmesine en sert tepkiyi gösteren lider olmuştur. Onun vizyonunda, devletin bir bölgesinde vergi alınamaması, elektriğin kaçak kullanılmasına göz yumulması veya asayişin aşiret dengelerine göre idare edilmesi, "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" ilkesine vurulmuş bir darbedir. Türkeş’e göre devlet, bir bölgedeki yasa dışılığı oy kaygısıyla tolere ediyorsa, kendi meşruiyet zeminini kendi eliyle zayıflatıyor demektir.
Devamı yarın...
