İslâm inancının temel taşlarını oluşturan, dilde pelesenk olmuş iki kelime vardır: Hamd ve Şükür.

Çoğu zaman birlikte kullanılsa da, bu iki kavram aslında maneviyat dünyamızın farklı derinliklerine açılan iki ayrı kapıdır.

Mü'min bir yürek için bu iki kavram, kuşu semaya uçuran iki kanat gibidir; biri eksik olsa ruhun Rabbine yükselişi yarım kalır.

Hamd: Kayıtsız Şartsız Bir Övgü

Hamd, kelime manasıyla "övmek" demektir; ancak bu övgü sıradan bir beğeni değildir.

Hamd, Allah’ı tüm kemal sıfatlarıyla zikretmek, O’nun yüceliğini ve kusursuzluğunu hiçbir menfaat gözetmeksizin itiraf etmektir.

* Zaman ve Mekan Tanımaz: Hamd etmek için başınıza iyi bir şey gelmesini beklemenize gerek yoktur. Mü'min, varlığın özündeki hikmeti gördüğü için hastalıkta da sağlıkta da, darlıkta da bollukta da hamd eder, "Elhamdülillah" der.

* Zata Mahsustur: Şükür mahlukata (insanlara) da edilebilirken, hamd yalnızca Allah’a mahsustur. Çünkü mutlak mükemmellik sadece O’na aittir.

Şükür: Nimetin Teşekkür Belgesi

Şükür ise, verilen bir nimete karşı duyulan minnetin dille, kalple ve azalarla dışa vurulmasıdır.

Hamd genel bir duruşken, şükür daha çok "karşılık" üzerine kuruludur.

* Dilin Şükrü: Verilen nimeti itiraf etmek, "Ya Rabbi, bu sendendir" demektir.
* Kalbin Şükrü: Nimetin gerçek sahibinin Allah Teâlâ olduğunu derinden hissetmek ve O’na bağlanmaktır.
* Azaların Şükrü: İşte işin en can alıcı noktası burasıdır. Gözün şükrü harama bakmamak, elin şükrü helale uzanmak, paranın şükrü ise zekât ve sadakadır.

"Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artırırım." (İbrahim Suresi, 7. Ayet)

Aradaki İnce Çizgi: Neden Karıştırıyoruz?

Hamd ve şükür arasındaki en belirgin fark şudur: Her şükür bir hamd barındırır ama her hamd bir şükür değildir.

* Bir bardak soğuk su içtiğinizde hissettiğiniz ferahlık için ettiğiniz teşekkür şükürdür.
* Hiçbir nimet almasanız dahi, Allah’ın o muazzam yaratma sanatını, evrendeki düzeni ve O’nun sadece "O" olduğu için yüceliğini tesbih etmeniz ise hamddır.

Şükür, cebimize giren paraya, soframıza gelen ekmeğe bakarken; hamd, o ekmeği yaratan kudretin azametine bakmaktır.

Şükür nimete, hamd ise nimetin sahibine odaklanır.

Özetle; Müslüman, hayatı bir bütün olarak okuyan kişidir.

Başımıza gelen her olayda bir hikmet aramak, varlığın kendi içindeki eşsiz dengesini takdir etmek bizi "Hamid" (hamd eden) kılar.

Bize lütfedilen nefesi, sağlığı ve imkânları O’nun rızası doğrultusunda kullanmak ise bizi "Şakir" (şükreden) yapar.

Unutmamalıyız ki; dilde "Elhamdülillah" deyip, hayatın içinde nimeti israf etmek gerçek bir şükür değildir.

Gerçek mü'min, diliyle hamd eden, kalbiyle şükreden ve bu şükrü hayatının her alanına bir ahlâk olarak yayan kişidir.

Rabbimiz bizleri hem hamdın derinliğini kavrayanlardan, hem de şükrün bereketine nail olanlardan eylesin.