Geçtiğimiz ay Washington'da, yüzlerinde "biz sizi uyarmıştık" ifadesinden çok, derin bir çaresizlik okunan bir grup bilim insanı sahneye çıktı. Albert Einstein ve J. Robert Oppenheimer'ın mirasını taşıyan Atomik Bilimciler Bülteni (Bulletin of the Atomic Scientists), insanlığın kaderini tayin eden o meşhur saati yeniden ayarladı.
Artık gece yarısına, yani o büyük yok oluşa sadece 85 saniye var.

Geçen yıl "belki toparlarız" umuduyla 89 saniyede tutulan nefeslertükendi. Dört saniye daha kaybettik. Bir dakika 25 saniye... Bir kahve suyunun kaynamasından daha kısa bir süre. Peki, bizi bu uçurumun kenarına iten, bilim insanlarının tabiriyle bu "yeni tehlike normu" nedir? Cevap, 2025'in o korkunç yazında ve şu an içinde bulunduğumuz jeopolitik kördüğümde gizli.

Nükleer Tabular Yıkıldı

Saatin ileri alınmasının en somut gerekçesi, "nükleer savaş" kavramının teorik bir senaryo olmaktan çıkıp, sahadaki bir olasılığa dönüşmesidir. Hatırlayın, geçtiğimiz Haziran ayında (2025) İsrail ve İran arasında yaşananlar, vekalet savaşlarının bittiği yerdi. ABD'nin doğrudan müdahil olup İran'ın Fordow'daki yer altı nükleer tesisini vurması ve İran'ın buna balistik füzelerle yanıt vermesi, "kırmızı çizgi" diye bir şeyin kalmadığını gösterdi.

Aynı dönemde hemen doğumuzda, Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir'de yaşananlar, dünyanın gözünden kaçsa da bültenin radarından kaçmadı. Hindistan'ın "Sindoor Operasyonu" ile Pakistan içindeki hedefleri vurması, iki nükleer gücü tarihlerinde hiç olmadığı kadar sıcak çatışmaya yaklaştırdı.

Ve kuzeyimiz... Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılına girerken, Rusya'nın taktik nükleer silah tehdidi artık bir blöf değil, askeri doktrininin bir parçası olarak masada duruyor. Moskova ve Washington arasındaki son nükleer fren mekanizması olan Yeni START anlaşmasının sona erecek olması ve yenilenmeyeceğine dair sinyaller, bizi Soğuk Savaş'tan bile daha tehlikeli, kuralsız bir döneme sokuyor.

Bilgi Kıyameti ve Yapay Zeka

Nobel ödüllü gazeteci Maria Ressa, toplantıda durumu "Bilgi Kıyameti" (Information Armageddon) olarak tanımladı. Haklıydı. Çünkü bombayı durduracak olan şey diplomasidir; diplomasi ise gerçeklere dayanır. Ancak Yapay Zeka (YZ) destekli dezenformasyon çağında, liderlerin veya toplumların neyin gerçek olduğunu ayırt edemediği bir "sis" içindeyiz.

Daha da ürkütücü olanı, Bülten'in raporuna giren "Biyolojik-YZ Yakınsaması". Yapay zekanın artık sadece sahte video üretmekle kalmayıp, laboratuvar ortamında yeni ve ölümcül patojenler tasarlayabilme potansiyeline erişmesi, terörü devlet tekelinden çıkarıp garajındaki bir bilgisayar korsanının parmak uçlarına kadar indiriyor.

Türkiye Nerede Duruyor?

Biz, bu yangın yerinin tam ortasındayız. Kuzeyimizde nükleer tehdit savuran bir Rusya, güneyimizde nükleer tesisleri vurulmuş bir İran ve nükleer şemsiyesi altına sığındığımız ama "Önce Amerika" diyerek küresel anlaşmalardan çekilen bir Trump yönetimi var.

85 saniye, bir metafor olabilir. Ama temsil ettiği gerçeklik, evimizin kapısına dayanmış durumda. Artık mesele "iklim değişikliği gelecek mi" ya da "savaş çıkar mı" değil. Mesele, insanlığın kendi yarattığı teknolojileri (nükleer, yapay zeka, fosil yakıtlar) kontrol edip edemeyeceği.

Bilim insanları son sözü söyledi: Zaman daralıyor. Saat tik tak işliyor ve duyduğumuz o ses, sadece geçen zamanın değil, yaklaşan felaketin ayak sesleri.
Uyanmak için daha kaç saniyeye ihtiyacımız var?