Sanayicilerin son dönemde haklı olarak isyan ettiği bir konu var: "Devlet bizim elektrik satmamızı neden engelliyor?". Bu sorunun ardındaki asıl acı gerçek, devletin plansız politikalarıyla yatırımcıyı önce teşvik edip, ardından oyunun ortasında kuralları değiştirmesidir. Başlangıçta "kendi enerjini üret, sisteme destek ol" diyerek sahaya çekilen sanayici, bugün adeta cezalandırılıyor.
"Esneklik Mekanizması" Kılıfı Altında Planlama Zafiyeti
Regülasyonun sanayiciye "enerji piyasasının yeni oyuncusu olun" demediği, asıl hedefin anlık üretimin tüketimle örtüşmesi olduğu savunuluyor. Yönetmelikteki tüketimin iki katına kadar olan satış limitinin bir kâr kapısı değil, sadece güneşin doğasından kaynaklı uyuşmazlıkları dengelemek için konulmuş bir "esneklik mekanizması" olduğu söyleniyor. Fakat yatırımcılar bu tesislere devasa bütçeler ayırırken sistemin onlara vaadi bu değildi. Kurulan kapasiteler ve alınan krediler, devletin sunduğu o "iki katı satış limitine" güvenilerek yapıldı. Şimdi ise vizyonsuz bir şebeke planlamasının faturası, "Zaten sizin elektrik satmanızı hiç istememiştik" denilerek üreticiye kesiliyor.
Saatlik Mahsuplaşma: Sanayicinin Cebine Uzanan El
Aylık mahsuplaşmadan saatlik mahsuplaşmaya geçiş, süslü kelimelerle bir "devrim" gibi sunulsa da aslında yatırımcıyı zarara sürükleyen bir girdaptır. Eskiden şebekeyi 24 saat "sanal batarya" gibi kullanan, gündüz sisteme verdiği enerjiyi gece fabrikasına çeken sanayicinin elinden bu hak alındı.
Gündüz saatlerinde piyasada oluşan arz fazlası nedeniyle fiyatlar düşüyor ve sanayicinin ürettiği elektrik adeta yok pahasına sisteme alınıyor.
Gece olduğunda ise aynı sanayici, ihtiyaç duyduğu enerjiyi Piyasa Takas Fiyatı (PTF) üzerinden, yani en yüksek tarifeden geri çekmek zorunda bırakılıyor.
Eğer tüketiminizin iki katı olan yasal limiti aşarsanız, devlete bedava elektrik verdiğiniz yetmiyormuş gibi, bir de şebekeye çıkış yaptığınız için ekstra dağıtım bedeli ödüyorsunuz.
Bile bile zarar etmeye zorlanan yatırımcılara bugün sunulabilen tek rasyonel tavsiye, "santrali uzaktan erişimle ya da trafodan kapatın" demekten ibaret. Üretimi teşvik etmesi gereken sistem, şalter indirtiyor.
Gerçeklikten Kopuk Dayatmalar
Peki bu çöküş karşısında sanayiciye ne öneriliyor? 24 saat çalışan fabrikanın vardiyasını güneşe göre esnetmek, örneğin kompresörü "öğlen saat 12'de çalıştırmak". Bu, "Talep Tarafı Yönetimi" adı altında sunulan, ancak sanayinin zorlu koşullarından, ihracat taahhütlerinden ve üretim bantlarının kesintisiz doğasından tamamen bihaber bir dayatmadır. Devletin şebeke altyapısındaki yetersizliğinin faturasını, fabrikaların üretim şemalarını bozarak ödetmeye çalışmak akıl dışıdır.
"Milli Servet" Çöpe Atılıyor
En vahim tablolardan biri de 10 yıllık YEKDEM teşvik süresi dolan tesislerin içine düşürüldüğü durumdur. Ülkede 1928'den kalma hidroelektrik santralleri bile çalışmaya devam ederken, sahada daha uzun yıllar fiili olarak hizmet verebilecek 10 yıllık güneş santralleri yok sayılıyor. Sektörde bu tesislere karşı oluşturulan "vurun zavallıya" havası ve fahiş dağıtım bedelleri yüzünden şalterlerin indirilmesi, büyük bir milli servet katliamıdır.
Bu tesisleri kurtarmak için sunulan tek çıkar yolun, bağımsız toplayıcı şirketlerin (Aggregator) portföylerine sığınmak olması da manidardır. Kendi başına hayatta kalması engellenen yatırımcı, piyasadaki dengesizlik maliyetlerinden kurtulabilmek için büyük portföylerin şemsiyesi altına girmeye mecbur bırakılıyor. Bu durum, serbest piyasa değil, yatırımcının çaresizliğinden beslenen yeni bir bağımlılık düzenidir.
