Her insanın içinde yaşadığı mevsimler vardır... Takvimlerin bildiği ilkbahar, yaz, sonbahar ve kıştan farklıdır bu mevsimler.
İnsan kalbinin takvimi başka çalışır çünkü.
Bazen içimizde güller açar; umutların, sevinçlerin, yeni başlangıçların kokusu sarar etrafımızı.
Bazen de bir zemheri çöker ruhumuza.
Dışarıda Temmuz güneşi kavururken içimizdeki buzlar çözülmez... İnsan, kendi mevsimini yaşar.
İşte insanın iç dünyasında yaşadığı bu mevsimleri en zarif şekilde kaleme alan yazarlardan biri de Erol Erdoğan.
Daha önce okuduğum “İnsan Mevsimi” ve “Oruç Mevsimi” kitaplarında bunu çok açık şekilde hissetmiştim.
Bazı kitaplar vardır; sayfalarını yavaş yavaş, ağır ağır çevirirsiniz.
Bazıları ise sizi alır götürür. Sayfalar kendiliğinden çevrilir sanki.
İşte o kitaplar benim için “bir çırpıda okunan” kitaplar olur.
Sevgili Erdoğan’ın bu iki eseri de tam olarak böyleydi. Okudukça durmak istemez, bitince de iç dünyanızda uzun süre yankısını hissedersiniz.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşıma çıkan bir paylaşım, bu seriye yeni bir halka eklendiğini müjdeledi:
“İncelikler Mevsimi.”
Ardından özelden yazarın kendi X hesabında paylaştığı video geldi. Görünce bu merakım daha da arttı.
Henüz kitap elime ulaşmış değil. Dolayısıyla sayfalarıyla buluşmuş değilim. Fakat başlığın kendisi bile başlı başına bir çağrı gibi duruyor.
Çünkü bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey “incelik”.
Hız çağında yaşıyoruz. Her şey hızlı: Konuşmalar hızlı, kararlar hızlı, tepkiler hızlı… Ama incelik yavaşlık ister. Düşünmeyi, durmayı, karşımızdakini gözetmeyi ister. Bir söz söylemeden önce tartmayı, bir davranışta bulunmadan önce kalbin sesini dinlemeyi gerektirir.
Ne var ki modern hayatın gürültüsü içinde incelik çoğu zaman geri planda kalıyor.
Oysa incelik; bir tebessümde, bir teşekkürde, bir özürde, bir kapıyı tutuşta, bir gönlü incitmemek için seçilen kelimelerde gizlidir.
Küçük gibi görünen ama insanlığımızı büyüten davranışlardır bunlar.
Tam da bu yüzden “İncelikler Mevsimi” başlığı bana bir kitap isminden çok bir davet gibi geliyor.
Sanki yazar bize şöyle sesleniyor: “Kalbinizde yeniden bir mevsim başlatın.”
Erol Erdoğan’ın önceki eserlerinde yaptığı gibi, bu kitapta da muhtemelen insanın kalbine dokunan, gündelik hayatın içinden ama derin anlamlar taşıyan satırlar bizleri bekliyor. Okurun zihninde değil, gönlünde yer eden bir dil… İnsanı yavaşlatan, düşündüren ve belki de kendine baktıran bir üslup…
Henüz okumadım ama şimdiden söyleyebilirim ki böyle kitapların varlığı bile umut veriyor.
Çünkü inceliklerin konuşulduğu, kalbin ve vicdanın hatırlatıldığı her metin, biraz da insanlığımızı koruyan bir sığınaktır.
Şimdi sırada “İncelikler Mevsimi” var.
En kısa zamanda temin edip okumayı diliyorum.
Şimdiden hayırlı ve bereketli bir okur yolculuğu olsun.
Ve elbette bir tebrik de borç:
Kaleminize, kalbinize ve incelikleri hatırlatma çabanıza sağlık sevgili Erol Erdoğan.
Belki de hepimizin ihtiyacı olan şey tam olarak budur:
Kalbimizde yeniden bir incelik mevsimi başlatmak.
