Eski Bakanlarımızdan Sayın Işın Çelebi’nin "Türkiye’nin Dönüşüm Yılları" kitabının önsözünde yer alan şu cümle, aslında bir köşe yazısının omurgasını kurmaya yeter:
“Dünyayı iyi anlamak ve yarını yakalamak için dünü unutmadan yaşamak gerek.”

Bu söz, yalnızca bir edebî aforizma/özdeyiş değil; Türkiye’nin yakın tarihine ve geleceğine dair bir yol haritası.

Çünkü bizler, dünün yükünü taşırken yarının kapısını aralamak zorundayız.

Türkiye’nin yakın tarihi, sancılarla yoğrulmuş bir dönüşüm hikâyesidir.

Demokratikleşme çabaları, ekonomik krizler, darbeler, küresel dalgalanmalar…

Her biri hafızamızda derin izler bırakmıştır.

Bu izleri silmek mümkün değildir; çünkü kimliğimizin harcıdır.

Çelebi’nin işaret ettiği gibi, dünü unutmak, aslında kendimizi unutmak demektir.

Ama hafıza yalnızca bir yük değil, aynı zamanda bir pusuladır.

Geçmişte yapılan hatalar, gelecekteki yanlışları önlemenin en güçlü aracıdır.

Türkiye’nin 1980 sonrası liberal ekonomi deneyimi, 1990’ların siyasi parçalanmışlığı, 2000’lerin AB süreci…

Bunların her biri, bugünün karar vericilerine ders niteliğinde.

Türkiye bugün hâlâ bir eşikte duruyor.

Küresel rekabetin hızlandığı, teknolojinin hayatın her alanını dönüştürdüğü bir çağdayız.

Çelebi’nin vurguladığı “yarını yakalamak” fikri, tam da bu noktada önem kazanıyor.

Çünkü yarın, bugünden planlanmazsa, geldiğinde bizi hazırlıksız yakalayacaktır.

Ekonomi, eğitim, enerji, tarım, teknoloji, savunma sanayii, demokrasi, kültür ve sanat...

Bunlar Türkiye’nin geleceğini belirleyecek temel sütunlar.

Eğer bu sütunlar sağlam inşa edilirse, Türkiye yalnızca kendi halkına değil, bölgesine ve dünyaya da yön verebilecek bir ülke olabilir.

Yarınları planlamak, yalnızca teknik bir mesele değil; aynı zamanda zihinsel bir dönüşüm gerektiriyor.

Çelebi’nin işaret ettiği gibi, “yarını yakalamak” için öngörü şart.

Bu öngörü, ekonomide, tarımda, savunma sanayide sürdürülebilir büyüme, eğitimde, kültür ve sanatta nitelikli insan gücü, teknolojide inovasyon, siyasette ise demokratik istikrarla mümkün.

Türkiye’nin geleceği, geçmişin yükünü taşıyan ama onunla sınırlı kalmayan bir vizyonla şekillenebilir.

Hafızayı inkâr etmeden, ama onun zincirlerine de mahkûm olmadan…

Özetle;
Çelebi’nin bu cümlesi, aslında bir çağrıdır:
Dün, hafızamızda kalacak.
Bugün, dönüşümün eşiğinde yaşanacak.
Yarın ise öngörüyle planlanacak.

Türkiye’nin dönüşüm yılları, bu üç zamanın kesiştiği noktada anlam kazanıyor.

Hafızayla geleceğe yürümek, hem bireyler hem toplum için bir görev. Çünkü dünü unutan, yarını yakalayamaz; yarını planlamayan ise dünü tekrar eder.