Boyabat’ın dağlarına bahar yağmurları düşeli çok oldu...

Her ne kadar dağ köylerine bu sıralar kar yağsa da, bazı bölgelerde toprak uyanmış, ormanın içinde sessiz bir telaş başlamış.

Nisanın ilk haftalarında başlayan kuzugöbeği sezonu bu yıl biraz aceleci sanki.

Yağmurlar erken bastırınca, toprağın altındaki gizli hazine de erken gün yüzüne çıkmış.

Halk arasında ona “Höbelen” diyorlar bu topraklarda. Kimi bilmez, kimi yıllardır peşinde koşar. Ama bilen bilir:
Kuzugöbeği mantarı diğerlerine benzemez.

Kuzugöbeği, sabah serinliğinde; çamın, gürgenin, meşenin altında, nemli ve yüksek rakımlı ormanlık alanlarda boy gösterir.

Gören der ki: “Sanki toprağın beyni dışarı çıkmış.” Dış görüntüsü beyni andırır, rengi toprağın koyu sarısına karışır. Yerden yalnız başına yükselir; çam kozalaklarının arasında, çürük yaprakların altında, rüzgârın unuttuğu köşelerde.

Onu bulmak göz ister, sabır ister. Ama bulduğunuzda, elinize aldığınızda anlarsınız. Bu mantar, sıradan bir mantar değil, baharın toprakla imtihanının hikâyesidir.

İşin güzel yanı şu ki, sosyal medyada şimdiden boy göstermeye başladı bu sarı altın.

Kimi elinde sepetiyle poz vermiş, kimi “Bugünlük bu kadar yeter” yazmış. Ormanlık alanlardan fotoğraflar, videolar dolaşıyor.

Kimi sırrını paylaşmıyor, “Yerimi söylemem” diyor.

Kimi de bereketi paylaşıyor: “Daha ne kadar var bilmiyorum ama yağmur devam ederse mayıs sonuna kadar toplarız.”

Doğrusu, bu mantarın değeri sadece lezzetinden gelmiyor. Onu aramak, ormanda sabahın köründe yürümek, çam iğnelerinin arasında eğilmek, yere göz gezdirmek, bulduğunuzda sevinmek… Bunların hepsi bir gelenek. Şehirde kaybolmuş insanın yeniden toprakla, ağaçla, rüzgârla buluşması. Bir nevi kendine dönüş.

Yağmurlar devam ediyor şu sıra... Umalım ki essin, yağsın, toprak ıslansın. Çünkü her yağmur damlası, toprağın altında bir kuzugöbeğini daha uyandırır. Her sabah, ormanda birileri eğilir, yerden bir parça bahar koparır.

Her seferinde şu soru sorulur: “Bu sene de erken çıktı ha?” Evet, erken çıktı. Ama bahar ne kadar erken gelirse gelsin, kuzugöbeğinin vaktini bilen bilir:
O acele etmez. Toprağın altında gün sayar, nemi hisseder, ısıyı tartar.

Zamanı geldiğinde de, bir sabah ansızın toprak yüzeyinde belirir. Tıpkı insanın içindeki özlemin bir gün filizlenmesi gibi.

Gidin görün, gidin gezin Boyabat’ın ormanlarını. Belki bulursunuz, belki bulamazsınız. Ama yürüyün.

Çünkü kuzugöbeğinin asıl hediyesi, belki de onu ararken kaybettiğiniz yorgunluğu bulmanızdır.