Sinopumuz, Karadeniz’in mavi suları ile yemyeşil doğasının birleştiği, sakinliğiyle insanı içine çeken eşsiz bir coğrafyadır. Bu kentin gerçek zenginliği sadece doğasında değil, onu yaşatan insanlarında ve kültüründedir. İşte tam da bu noktada, Sinop’un doğal güzellikleriyle gastronomi kültürünü ustaca birleştiren bir isim karşımıza çıkar: Sinoplu Aksi Şef Ali Dizdaroğlu.
Ali Şef’in sofrasında açılan bir kavanoz lakerdanın tuzlu ve keskin kokusu, bu kadim şehrin binlerce yıllık geleneğinin adeta davetiyesidir. Mutfağa attığı her adımda doğayla uyumu gözeten, dünyanın verdiği nimetleri bilinçle kullanan, toprağın ve denizin sesini yemekleriyle duyuran bir şef hayal edin. Bu mutfak dehası, yalnızca lezzeti değil, yeryüzüne olan borcunu ve sorumluluğunu da bilen biridir. Onun için gastronomi, sadece yemek yapmak değil, doğayla bir diyalog kurmak anlamına gelir. Doğa ona ne sunarsa sunsun, ondan fazlasını almaz. Deniz ona balık sunduğunda, sürdürülebilir yöntemlerle avlanmış balığı seçer, mevsimi olmayan sebze ve meyvelere mutfağında asla yer vermez. Toprağın ritmini ve denizin dalgalarını takip eder; malzemelerin doğada geçirdiği yolculuğa saygı duyar.
Her sebze kabuğunu değerlendiren, her parçayı yeniden anlamlandıran bir ustalık geliştirir. Yemeğini sunduğu tabaktan, kullandığı baharatlara kadar, çevre dostu ve sürdürülebilir malzemelerle çalışmayı prensip edinir. “Aksi”liği de bence bundan gelir. Onun mutfağı, doğaya açılan bir penceredir aslında. Tabağına dokunan herkes, bir ormanın sakinliğini, denizin özgürlüğünü ve toprağın bereketini hisseder. Aksi şef, sadece damakları değil, zihinleri ve kalpleri de beslemeyi bilir.
Şimdide onun mutfağının başköşesinde yer alan Lakerdasına bakalım. Lakerdanın Sinop’ta taşıdığı anlam yalnızca damaklarda bıraktığı tatla sınırlı değildir. Tuzda balık, doğanın dengesine ve mevsimlerin akışına saygıyı ifade eden kadim bir gelenektir. Tuzla korunan balık geçmişten günümüze gelen değerli bir mirastır. Bu mirasın günümüzdeki taşıyıcılarından biri de “Aksi Şef Ali Dizdaroğlu”dur. Ona göre "Lakerda yapmak bir çocuğa bakmak gibidir" sabır, sevgi ve sorumluluk ister. Bu emekle ve doğayla yoğrulan mutfak kültürü, Sinop’un ve ülkemizin geleceğine dair umutlarımızı tazeler.
Sinop’ta bu bilinçle düzenlenen 3005. Sinop Lakerda Festivali’nde (kadim geleneğin devamı olduğu düşünülerek 3000 yılından başlatılmıştır), hazırladığı lakerdayla en yüksek puanı alarak birincilik ödülünü Ali Şefin kazanması, bir yarışma galibiyetinden öte Sinop’un kültürel hazinesine vurgu yapan gurur verici bir katkıdır. Bu geleneği devam ettiren Sinoplular, yarışmanın ötesine geçerek festivalde, tecrübelerini paylaşarak geleneksel gastronomiyi geleceğe taşımaya gönüllü birer elçi gibi çalışırlar. Birçok Sinoplu aslında dedelerinden miras kalan balık tuzlama yöntemlerini yeniden keşfetmeye başlarlar.
Lakerdanın hikâyesi, Sinop’un kadim yemek kültürünü yaşatma tutkusunun yanında, doğanın korunması ve sürdürülebilir balıkçılığa da gönül veren bir zihniyetinde hikâyesidir. “Mutluluğun başkenti” olarak anılan Sinop’un insanları, mutluluğun sırrını biraz da sofralarındaki öz değerlerde bulur. Dizdaroğlu’nun tuzla yıllandırdığı her bir balık dilimi, aslında Sinop’un ruhundan bir parçayı geleceğe taşır. Bu topraklardan doğan binlerce yıllık tuzlu lezzet efsanesi, onun gibi ellerde hayat buldukça yeni nesillere aktarılacaktır. Ali Usta’nın hikâyesi gösteriyor ki, geleneklerine sahip çıkan ve onları layıkıyla icra eden insanlar sayesinde bir şehrin kültürü yaşamaya devam eder. Sinop’un lakerdası bugün hala dillerde ve sofralarda ise bunda Ali Dizdaroğlu gibi ustaların payı tartışılmazdır. Tuzlu balığın binlerce yıllık yolculuğu, onun emeğiyle günümüz sofralarına ulaşıyor ve Sinop, böylesi değerlere sahip olduğu için geleceğine güvenle bakıyor. Unutmadan ekleyelim, “Sinop Lakerdası” 2023 yılında coğrafi işaret belgesiyle tescillenerek resmen koruma altına alındı.
Sinoplu Ali Dizdaroğlu doğanın dilini çözen ve bunu mutfak sanatına dönüştüren gerçek bir kültür taşıyıcısıdır. Doğa ona ne verirse versin, onun yemeği her zaman bir teşekkürdür: Toprağa, suya, havaya ve yaşama saygının lezzetli bir ifadesidir.