O bir gazeteci. Aynı zamanda eline geçen her şeyi onarmaya çalışan, bozulanı atmaya değil düzeltmeye inanan bir usta. On parmağında on marifet denir ya, işte o sözün tam karşılığı. Ne bir makineden korkar ne bir arızadan… Çünkü onun dilinde tek bir cümle vardır: “İşten korkma, iş senden korksun.”
Ama mesele yalnızca vida sıkmak, lehim yapmak değil. Osman Aksu’nun asıl ustalığı, insanların yüreğine dokunabilmesidir. Bazen bir kombiyi çalıştırır, bazen bir arabayı yola koyar… ama en çok da kırılmış umutları, dağılmış güvenleri toparlar. Yani anlayacağınız, gönülden gönüle mutlak bir yol bulur.
Bu yazıda, onun kendi kaleminden dökülen hatıraların izini süreceğim. Müzikten, sanattan, eğitimden illa ki memleketten tam 65 yılın içinden geçen bir ömrü, satır aralarına sığdırmaya çalışacağım.
Aksu’nun hikâyesi, aslında bir çocuğun merakıyla başlar. Elektriğin sık sık kesildiği, imkânların sınırlı olduğu yıllarda… Sinop İmam Hatip Lisesi’nin arka sıralarında oturan bir çocuk vardır. Dersleri tam istenilen gibi olmasa da hayatın teknoloji tarafına kulak kesilmiş bir çocuk. Ders sırasında masanın altında saatleri söker tamir eder, radyonun nasıl çalıştığını devreleri anlamaya çalışır. Bazen hocaları kızar: “Dersle ilgilen!” der.
O keşfedilmeyi bekleyen bir dünyayı, çözülmeyi bekleyen karmaşık devreleri dert edinmiştir. Zamanla onun bu yeteneği imdadına yetişir bütün okulun. Çamaşırhanede bozulan kimsenin tamir edemediği çamaşır makinesini söker, bakar, anlar… ve çalıştırır. Üstelik karşılık beklemeden. Kendi dilinden o yılları özetlersek “Meraklı çocukların kulağını çekmeyin… Onlar yarının Edison’larıdır.”
Osman Aksu’nun dünyasında “çalışmaz atalım” diye bir şey yoktur. Sadece henüz anlaşılmamış arızalar vardır. “Bu dolap bitti, atın. Bu kombi çalışmaz, atın…” Yenisini almaya parası olmayanlar için çalınacak ilk kapıdır. “Atmak kolaydır, yeniden kazandırmak zordur.” O zoru seçer. Ülkenin de gençliğinde kurtuluş reçetesi budur. Paylaşmayı sevdiği kadar da israftan hoşlanmaz.
Osman Aksu’nun yaşam hikâyesi kusursuzluk hikâyesi değildir. Aksine, hatayı saklamayan onu görüp gidermek için canla başla gayret eden bir insanın hikâyesidir.
Asla vazgeçmez. Araştırır, dener, uğraşır. Sarılır hayata. Hiç ölmeyecekmiş gibi ama aynı zamanda yarın ölecekmiş gibi… Osman Aksu, hiçbir şeyi yarım bırakmaz. Bir televizyonu çalıştırır. Bir hayata dokunur. Bir hatadan ders çıkarır. Bilir ki en büyük erdem “Yaradılanı sevmektir Yaradan’dan ötürü.”
Bugün 65 yıllık bir ömrün içinden baktığımızda şunu net görürüz: Osman Aksu sadece makineleri değil bir kültürü de tamir etmeye çalışmaktadır. Tüketmeye alışmış bir dünyada üretmeyi, atmaya alışmış bir düzende onarmayı, vazgeçmeye alışmış insanlara sahip çıkmayı hatırlatır.
Belki de en çok bunu öğretir: Bir şey bozuldu diye atılmaz. Maharet kırılan bir yüreğe yeniden iyi gelebilmektir. Osman Aksu, Sinop için o bir usta elidir. O kalemiyle kamerasıyla ve kocaman yüreğiyle Sinopluların gören gözü olmaya devam edecektir.
Peki sen!!! Bir şey bozulduğunda sen ne yaparsın?
