Son üç aydır, Sinop’ta, Ankara’da, İstanbul’da, Kastamonu’da, Artvin’de ya da Samsun’da bir sohbet ortamında, eli kalem tutan, okumaya hevesli kim varsa, söz bir şekilde dönüp dolaşıp ya Sinop’un Sinopluların mutluluğuna geliyor ya da Dilburan Dergisi’ne. Bir yudum çayla birlikte ya bir sohbetin kıyısında ya da bir masanın üzerinde göz kırpıyor, Sinop’ta filizlenen, hayata ve hakikate dair söyleyecek sözü olanların yeni buluşma noktası: Dilburan.

2025 sonbaharında yayın hayatına başlayan bu dergi, şehrin kültür ve edebiyat hayatına taptaze bir soluk getirdi. Henüz ilk sayısıyla zihnimizde yeni cümleler kurduran, bizi kadim geleneklerle buluşturan hatıraları canlandıran ve kalbimizde diriltici sorular bırakan Dilburan, köklü bir ekibin ruh ikliminde damıtılan özgün yapısıyla yalnızca Sinop’un değil, tüm ülkenin kültür atmosferine örnek olacak bir tazelikte esiyor. Mevsimlerle gelen, yılda dört kez kapımızı çalacak bu dergi, okurla kurduğu samimi bağla çoktan iz bırakmaya başladı.

“Dilburan” kelimesi ilk anda merak uyandırıyor. Anlamını bilenler için ise bu ismin kendisi başlı başına bir öğreti. Türkçede “dili yakacak kadar tatlı ve yakıcı” bir kavun türüne, Sinop’ta ise yerel bir mantara verilen ad. Damağımızda tatlı bir lezzetle birlikte hafif bir yanma bırakan bu çift anlamlı kelime, derginin edebiyat yaklaşımını da özetliyor. Dil, sözümüzün mayası; buran ise fırtınalı bir esintiyi, sert ama ferahlatıcı bir rüzgârı çağrıştırıyor. Dergi de tam bu dengede. Okurun ruhunda tatlı bir esintiyle başlayıp ardından hafif bir yangı bırakan, etkili ve kalıcı bir edebiyat iklimi oluşturuyor.

Türkiye’de bağımsız edebiyat dergileri geleneği güçlüdür. Edebi atmosferin kurulmasında, ivmelenmesinde ve kültüre dönüşmesinde taşra şehirlerinin rolü yadsınamaz. Bu bağlamda Sinop’un, fırtınada sığınılacak limana ev sahipliği yapan karakterinin böyle bir girişime öncülük etmesi anlamlı. Kurucu yazarları tarafından “kültür-edebiyat dergisi” olarak tanımlanan Dilburan, ilk sayısında şiirlerden öykülere, denemelerden incelemelere uzanan zengin bir içerikle okurlarıyla buluştu.

Yazar kadrosu dikkat çekici. Sinoplu kalemlerle birlikte ülke çapında tanınan usta yazarlar da dergide yer alıyor. İlk sayıda Hüseyin Akın, Ali Ural, Necati Tonga, Erol Erdoğan gibi tanıdık isimler derginin edebi düzeyine güven kazandırırken, Dilburan yalnızca usta kalemlere değil, genç ve taze seslere de açık bir alan sunuyor. Yazı İşleri Müdürü Osman Öztürk’ün şu sözü bu vizyonu net biçimde ortaya koyuyor: “Yazmayı bırakanları tekrar yazıyla barıştırmak ve genç kalemlere yol açmak istiyoruz.” Bu yönüyle Dilburan, hem usta-çırak diyaloğunu canlı tutan bir mecra hem de yeni nesil yazarlar için cesaret verici bir atölye.

Sinop Valisi Mustafa Özarslan ve Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in de belirttiği gibi, Dilburan şehrin zengin kültürel birikimini geleceğe taşıma gayesiyle yoğrulmuş bir yayın. Şehir hafızasına katkı sunarken, bu hafızadan beslenen yeni bir söz iklimi oluşturmayı da amaçlıyor. Her mevsim Sinop’tan esen bu edebiyat meltemi, durup soluklanmak, hayatı anlamak ve anlamlandırmak isteyenler için bir sığınak.

Dilburan, Sinop’ta kök salan bir edebiyat menekşesi. Köklerini bu bereketli kültür toprağından alıyor; yapraklarını tüm ülkenin edebiyat semalarına uzatıyor. Genç yazarları cesaretlendiren yapısıyla, usta kalemleri aynı potada buluşturan kadrosuyla, yerelin ruhunu ulusala taşıyan vizyonuyla Dilburan, taşradan doğan bir derginin neler başarabileceğinin canlı kanıtı. Sinop’un dalgaları nasıl kıyıya taze bir hava taşıyorsa, Dilburan da Türkiye’nin kültür iklimine şiirle, fikirle, edebiyatla örnek bir nefes üflüyor. Bu dil yakan edebî soluk, Sinop’tan doğup dalga dalga ülkenin dört bir yanına yayılıyor.

Bu duygu ve düşüncelerle, kış sayısını sabırsızlıkla bekliyoruz.