Bir şehrin nabzını tutmak istiyorsanız, o şehirde yaşayan gençlerine bakacaksınız.

Sokakta ne kadar genç var, kahvelerde, çay bahçelerinde kimler oturuyor, üniversite çıkışında hangi hayaller konuşuluyor…

Sinop’ta son yıllarda bu sorulara verilen cevaplar giderek kısalıyor.

Çünkü gençler konuşmaktan çok hazırlanıyor; sonra da bavullarını, dosyalarını, umutlarını alıp gidiyorlar.

Bilenler bilir; Sinop uzun zamandır sessiz bir göçün içinde. Ne otobüs terminallerinde büyük kalabalıklar var ne de vedalar yüksek sesle yapılıyor. Ama her gidenle birlikte şehirden bir parça eksiliyor.

Giden sadece bir genç değil; onun enerjisi, üretme isteği, itirazı, hayali de gidiyor.

Bu göçün nedenlerini anlatırken hep aynı başlıkları sıralıyoruz: Eğitim, iş, sosyal hayat. Doğru. Ama mesele bu kadar basit değil.

Asıl soru sanırım şu: Gençler neden kalmayı düşünmüyor?

Sinop’ta üniversite var. Ama gençlerin büyük kısmı daha üniversiteye başlarken “buradan sonra gideceğim” diye plan yapıyor. Çünkü bölüm seçenekleri sınırlı, akademik çeşitlilik dar.

Mezuniyet sonrası ise tablo daha da netleşiyor.

Özel sektör yok denecek kadar az, kamu istihdamı zaten sınırlı.

Gençler ya KPSS hayaline tutunuyor ya da büyük şehirlerde “şansımı denerim” diyor.

Sinop’ta kalmak, çoğu zaman beklemek anlamına geliyor. Beklemek ise gençliğe ağır geliyor.

Bir başka mesele sosyal hayat. Evet! Sinop sakin, huzurlu, güvenli... Bunlar kıymetli.

Ama gençlik sadece huzurdan ibaret değil. Gençlik hareket ister, seçenek ister, nefes almak ister.

Şehirde kültür-sanat etkinlikleri sınırlı, spor alanları yetersiz, gençlerin kendini ifade edebileceği mekanlar az.

Aynı sokaklar, aynı sohbetler, aynı günler…

Bir süre sonra bu tekrar, gençlerde “burada bir şey değişmiyor” duygusu yaratıyor.

Asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü genç, bir şehirde geleceğini göremediği anda kopuş başlıyor. Önce zihnen gidiyor, sonra bedenen.

Uzmanların uyarıları yabana atılacak gibi değil. Genç nüfus azaldıkça şehir yaşlanıyor. Yaş ortalaması yükseliyor, üretken nüfus daralıyor. Bu da ekonomiden sosyal hayata kadar her alanı etkiliyor. Kısır bir döngü oluşuyor:

Gençler gidiyor, şehir cazibesini kaybediyor; şehir cazibesini kaybettikçe daha çok genç gidiyor.

Peki bu kader mi? Elbette değil.

Sinop’un doğal ve kültürel potansiyeli küçümsenecek gibi değil. Deniz var, orman var, tarih var. Ama potansiyel, tek başına bir anlam ifade etmez. Önemli olan onu nasıl değerlendirdiğinizdir.

Gençlere dokunan projeler üretilmeden, istihdam alanları açılmadan, girişimcilik desteklenmeden bu potansiyel sadece broşürlerde kalır.

Gençler sadaka istemiyor. “Beni tutun” da demiyor. Sadece ilgi, alaka istiyor; bir ihtimal görmek istiyor.

Burada da bir hayat kurulabileceğini, burada da üretilebileceğini, burada da bir iş hayatının olabileceğini, burada da geleceğe dair başkaca hayal kurmanın anlamsız olmayacağını görmek istiyor.

Yerel yöneticilere, sivil toplum kuruluşlarına, iş dünyasına büyük görev düşüyor. Gençleri dinlemek, onların dilini anlamak, masa başı projeler yerine sahaya inmek gerekiyor.

“Gençler neden gidiyor?” sorusunu sormak yetmez; “Gençler neden kalmalı?” sorusuna samimi cevaplar üretmek şart.

Aksi halde Sinop, kartpostallarda güzel ama içinde yaşayanı az bir şehir olma yolunda ilerler. Mutlu, huzurlu, sessiz, sakin ama biraz da yalnız…

Unutulmamalıdır ki, bir şehir gençlerini kaybediyorsa, geleceğini de valize koyup uğurluyordur.