TCMB Yılın 3. Toplantısında Politika Faizini Sabit Bıraktı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) yılın üçüncü toplantısında politika faizini sabit bıraktı. (37%) Böylelikle TCMB yılın başında başladığı faiz indirimlerine güncel konjonktür ve rakamların da etkisiyle hızlı bir reaksiyon ile ara vermiş oldu. (Yılın ilk para politikası kararında faiz oranı %38’den yüzde 37’ye indirilmişti.) Yılın ilk ppk’sı sonrası 28 Şubat savaşın başladığı güne dek geçirilen süre zarfında enflasyonda görülen görece yavaşlama ve baz etkisinin de katkısı ile piyasalarda sınırlı da olsa TCMB’nin daha az katı para politikası uygulayacağı düşünceleri yavaştan hâkim olmaya başlamıştı; fakat kırılgan TL ve savaş sonrası artan belirsizlikler geçirilen iki ppk’da sıkı para politikasının korunacağı, hizmet enflasyonundaki artış ve dezenflasyonun beklenen kadar hızlı şekilde tesir etmeyeceği düşüncelerinin tesir etmesine sebep olmuştur.
22 Nisan’da açıklanan ppk metni bir önceki ppk metninden ideolojik ve metinsel olarak farklı olmamakla beraber tek farkı toplantıya katılan kurul üyeleri arasında Dr. Osman Cevdet Akçay’ın bulunmamasıdır. Para Politikası Kararı öncesinde Akçay’ın ismi Yönetim Komitesi sayfasından kaldırıldı. Alınan kararın kamuoyuna yansıması yaş haddi sebebiyle alındığı yönünde olsa da PPK öncesi katıldığı bir etkinlikte ifade ettiği “Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye politikası genişlerse ben (para politikası olarak) daha fazla sıkılaştırırım’‘ söyleminin de etkili olduğu piyasada konuşulan konular arasındadır. Fakat ppk’da alınan faizin sabit bırakılması kararı Akçay’ın ifadeleri sebepli görevinden alındığı hususunun da kapanmasını sağlamıştır.
Piyasa için takip edilmesi gereken notlar;
-Faiz indirimi beklentisi savaş devam ederse ötelenecektir.
-Döviz kurunda kontrollü denge arayışı devam edecektir.
-Piyasa belirsizliklerle dolu iken TCMB’nin risk iştahı oldukça sınırlı olacaktır.
Altın, Döviz ve Gümüşün Hareketlerini Nasıl Yorumlamalıyız?
Altın açısından gündemi değerlendirecek olursak; ana hikâyede değişen herhangi bir indikatör bulunmuyor. Jeopolitik riskler, Merkez bankalarının altın talebi ve küresel faiz belirsizliği. Bu noktada savaşın olması altını güvenli liman sıfatıyla öne çıkaracakken savaşın uzaması ve belirsizliklerin oluşması nakitin daha değerli hale gelmesine sebep olmuştur. Bunun yanında dünyadaki faiz oranlarının da aşağı yönlü gevşememesi sebepli altın talebi bir nebze kısılmıştır. Farklılaşan şey altının artık o kadar da hızlı aşağı ve yukarı yönlü hareketler yapmamasıdır. Piyasada bu hareketlerin daha öngörülebilir ve sert olmaması konsolidasyon olarak ifade edilmektedir.
Şu an piyasada tüm ekonomik enstrümanların takip ettiği şey Hürmüz Boğazının açılıp kapatılması konusudur. Hürmüz açıldığında petrol fiyatları anlık olarak hızlıca aşağı yönlü gevşiyor, piyasada üretim için gerekli ana ürün olan yakıtın (enerji) ucuzlaması anlık enflasyon beklentilerini aşağı çekmektedir. Piyasalar hemen savaşın bittiği senaryosunu öne sürerek faiz indirimlerinin başlayacağı hikayesi ve normalleşmenin başladığını servis etmektedirler. Aslına bakılırsa savaşın bittiği, anlaşmanın tamamlandığı vb. olumlu haberler piyasada gerçekten de olması gerektiği gibi yorumlanıyor, fakat burada göz ardı edilmemesi gereken şey piyasaların çoğu zaman beklentiyi satın alıp gerçekleşeni satma eğiliminde olduğudur. Enerji fiyatlarında Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarına ilişkin gelişmeler kısa vadeli fiyatlamaları ciddi oranda etkilemektedir. Petrol fiyatlarında geri çekilme teorik olarak enflasyon beklentilerini aşağı çekse de etkinin kalıcı olabilmesi için arz’ın sürdürülebilir olması gerekmektedir.
Döviz tarafında ise; TCMB’nin sıkı para politikası ve kontrollü kur yaklaşımı ani hareketlerin önüne geçmektedir. Burada kritik nokta rezervlerin sağlığı ve sermaye hareketlerinin sürdürülebilir olmasıdır. Sermaye hareketlerinin sürdürülebilir olması noktasında ise Carry Trade gündeme gelmektedir. Carry Trade, ülkeye döviz girişi sağlayarak TL’nin değer kaybınını yavaşlamasına destek olduğu gibi cari açığın kapatılmasına da kısa vadeli can suyu olmaktadır. Carry Trade kâğıt üzerinde ülke ekonomisi için faydalı gözükse de aslında kısa vadeli finansmandan başka bir husus değildir. Aksine ihtiyaç duyulan sermayeyi carry trade yoluyla getirmeye alışan bir ülke yüksek faiz oranlarının da yapışık kalması gibi problemlerle karşılaşabilir. Temelde düşük faizli ülke parasının yüksek faizli ülkeye getirilip ilgili ülkenin para birimine dönülüp aradaki faiz farkından kar edilmesi hikayesine dayanan bir değiş tokuş işlemi olduğundan herhangi bir katma değer yaratmamaktadır. Son zamanlarda Bank Of Amerika’nın carry trade pozisyonunu kapaması ve Mart 2026’da yaklaşık 21 mia USD çıkış olması gibi hususlar carry trade iştahının azaldığı ve risklerin artması sebepli sermayenin ev sahibine dönmesi olarak yorumlanmaktadır.
Gümüş ise; sanayi metali olması sebepli küresel büyüme beklentilerine karşı daha duyarlı hareketlerde bulunmaktadır. Eğer piyasalarda fiyatlanan savaş bitti, normalleşme başlıyor senaryoları gerçekleşirse altından pozitif ayrışarak daha güçlü bir toparlanma gösterecektir. Ancak tersi senaryoda ise daha volatil bir ürün olduğundan aşağı yönlü hareketleri de daha hızlı olacaktır. Gündemi takip eden ve ekonomik öngörülerini paylaşan büyük ekonomi kurumları ise ardı ardına gümüşteki beklentilerini yukarı yönlü revize ettiler. Citi Grup önümüzdeki 3 ay için gümüşteki fiyat beklentisini ons başına 100 Usd’den 150 Usd’ye yükseltti. Bank of America’nın emtia analisti ise yıl sonu beklentisini 135 Usd ile 309 Usd arasına yükseltti. Commerzbank yıl sonu için 95 Usd tahminlemesi yaparken JP Morgan ise 2026 ortalamasının 81 Usd olacağını dile getirmiştir. Peki bu kurumlar neden gümüşteki beklentilerini yukarı yönlü revize ettiler sorusu şimdiden piyasada yer almaya başlamıştır. Bunun için de Comex verilerini incelemek gerekiyor. Dünya gümüş ticaretinin merkezi 6 yıldır fiziki açık vermektedir. Piyasada talep edilenden daha az üretim bulunmaktadır. Bunun yanında borsada yüz milyonlarca ons kâğıt gümüş sözleşmesi bulunurken fiziki ise çok daha az bulunmaktadır. Comex kayıtlı stokları ise günden güne erimektedir. Temelde bu tarz büyük ekonomi kurumlarının halen gümüşteki beklentilerinin yukarıda olmasının sebebi arzın kısıtlı talebin ise oldukça çok olması sebeplidir.
Sonuç olarak ekonomik verilerin tamamen beklentiler ve söylentiler ile şekillendiği günümüzde emtialar, ülke para birimleri, enflasyon vb. ekonomik göstergeler için tahmin yapmak günden güne zorlaşmaktadır. Bu nedenle mevcut konjonktürde piyasa hareketlerini kesin yön değişimleri olarak değil veri akışlarına ve beklenti güncellemelerine bağlı olarak şekillenen hareketler olarak görmek ve buna göre yatırım planlarını şekillendirmek en doğru karar olacaktır.
