2026 yılında Amerikan Merkez Bankası ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası birer faiz kararı açıkladı. 28 Ocak 2026’da Fed politika faizini %3,50-3,75 aralığında sabit tuttu; bu karar ABD için yılın ilk kararı oldu. TCMB ise 2 Ocak 2026 tarihindeki PPK’da politika faizini 100 baz puan indirerek politika faizini %38’den %37’ye düşürdü.

Mart ayına girerken hem Türkiye’de hem ABD’de ekonomik takvimin oldukça yoğun olduğunu görüyoruz. Piyasaların yön aradığı, beklentilerin sık sık revize edildiği bir dönemde veri akışı her zamankinden daha belirleyici olacaktır. Güncel savaş durumları da göz önüne alındığında her şeyin çok hızlı hareket edebileceği, güvenli limanlara olan hareketlerin çoğalacağı bir ay olacağını şimdiden söylemek yanlış olmayacaktır.

Türkiye tarafında ayın başında açıklanacak 2025 yılı son çeyrek büyüme verisi, yılın genel performansını çerçevelemek açısından önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle iç talebin mi yoksa net ihracatın mı büyümeye daha fazla katkı verdiğini, sanayi üretim verisi yılın ilk çeyreğinde nasıl bir başlangıç yapıldığını gösterecek ve ekonomide yönün nereye olacağına dair bizlere ipucu verecektir.

Tabi ki mart ayının en kritik başlıklarından biri Para Politikası Kurulu toplantısı olacaktır. Küresel sorunlar çerçevesinde diğer merkez bankalarının da alacağı kararlar 12 Mart’ta açıklanacak faiz kararını etkileyecektir. Bu sefer indirim yönlü kararın çıkması daha zor gözükmektedir. Fakat daha öncede dile getirdiğimiz gibi faiz kararının aşağı veya yukarı ya da sabit hareketlerinin anlamlı sonuçlar yaratmadığını bilmekteyiz. Kararın açıklanması akabinde yazılı metnin tonu ve ileriye dönük yönlendirme bakımından da nasıl işaretler bulundurduğu daha önemli olacaktır. Bunun yanında piyasa artık sadece karara değil, kararın gerekçelerine odaklanılması gerektiğini öğrenmiştir.

ABD tarafında ise ayın ilk haftasında açıklanacak imalat ve hizmet verileri, ekonomik aktivitelerin durumuna dair önemli sinyaller verecektir. Özellikle tarım dışı istihdam ve işsizlik oranı, Fed’in kararlarında yine en büyük rolü oynayacaktır.

Özetle Mart ayında hem Türkiye’de hem ABD’de veri akışının çok olacağı ve güncel konjonktür sebepli sadece rakamların ne geldiği değil; belirsizlik ortamının ne kadar süreceği petrol fiyatlarının ne kadar artacağı ve dünya ekonomisini ne yönde etkileyeceği gibi bir dolu sebeple oldukça spekülatif bir sürece girildiğini söylemekte gerekiyor.

İsrail-Amerika ve İran Savaşı

İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarının ilk büyük hareketi, 28 Şubat 2026’da başladı. Fakat hareket öncesi İran ile ABD, aracı diplomasi yoluyla görüşmeler gerçekleştirdi. İlk görüşme 12 Nisan 2025’te Umman’ın Muscat şehrinde, Al Alam Sarayı’nda yapıldı. İkinci tur görüşme 19 Nisan 2025’te Roma’da, Umman elçiliği aracılığıyla gerçekleştirildi. Üçüncü tur, sonraki hafta yine Muscat’ta teknik çerçevede sürdürüldü ve dördüncü ile beşinci turlar da benzer biçimde Umman ve çevresindeki aracı diplomatik ortamda yapıldı. Bu görüşmeler, taraflar arasında doğrudan yüz yüze lider görüşmelerinden ziyade aracı ve dolaylı iletişim kanallarıyla yürütüldü. Görüşmelerin ana amacı, İran’ın nükleer programı ile ABD ve uluslararası yaptırımlar arasındaki sorunları ele almak ve olası bir çatışmayı önlemeye çalışmaktı.

Peki ABD -İsrail Neden İran’a Saldırı Düzenledi?

Bunun temelde 3 sebebi var. İran’ın Orta Doğu’da bir aktör olarak etkili konumda olması ve Ortadoğu’nun kontrolünü ele geçirmek isteyen İsrail’in talebi, başka bir sebep İran’ın zenginleştirilmiş uranyuma sahip olması ve Nükleer silah yapabilme kapasitesi düşünüldüğünde ABD’nin egemenliğinin tehdit altında olması ve en büyük sebep ise Çin’in en önemli petrol tedarikçilerinin önünün kesilerek Çin’in küresel ölçekte güçlenmesinin ve ABD’ye bir tehdit unsuru olmasının engellenmek istenmesidir. Açıktır ki Venezuela ve İran’a yönelik yapılan saldırılar da Çin’in ABD için büyük bir tehdit yarattığını destekler niteliktedir. Temelde ABD’nin dünyadaki egemen ülke pozisyonuna tehdit oluşturabilecek her durum Trump ve hükümetinin her aksiyonu alması için sadece bir sebep olarak kalmaktadır.

Savaş Sonrası Altın, Gümüş ve Bitcoin’in Nasıl Tepki Vermesi Bekleniyor?

Savaşın ilk hareketlerinin ardından piyasalar açıldığında, yatırım araçlarının tepkisi genellikle “risk algısı” ve “güvenli liman talebi” ne yönelim ile şekillenmektedir. Savaşın ilk günlerinde piyasalar açıldığında yatırımcı refleksleri hemen devreye giriyor. İsrail–ABD–İran çatışmasının ilk hamlelerinden sonra altın, klasik güvenli liman rolünü üstlenecektir. Piyasa açılır açılmaz yatırımcılar belirsizlikten kaçmak için altına yönelecek; ons altın kısa vadede $5.100 – $5.300 arasını zorlayacaktır, eğer risk algısı daha da tırmanırsa $5.500 – $5.600 gibi psikolojik önemli seviyeler hedeflenebilir.

Gümüş tarafı, jeopolitik panik dönemlerinde altın kadar hızlı tepki vermese de, şu aşamada ons gümüşün $85 – $95 aralığında işlem gördüğünü ve tepki yükselişinin bu seviyelerde daha belirgin olduğunu görebiliriz. Güvenli liman alımları sürerse bu bant kısa vadede bir ralli ile $100 – $110 civarına doğru genişleyebilir; burada kritik olan nokta piyasadaki likiditenin gümüşe ne kadar kaydığıdır. Bunun yanında tüm zamanların en yüksek seviyesi olan $120 seviyesine hızlıca yaklaşılabilir ve bundan önceki yazımızda da değindiğimiz TL Gram Gümüş 170 TL’leri test edip tekrar aşağı yönlü hareketlerde bulunabilir.

2026 başında kripto piyasası Bitcoin’i yaklaşık $65.000 – $85.000 arasında fiyatlarken, artan küresel belirsizlikler kriptoyu riskli varlık olarak sınıflandırıyor. Jeopolitik belirsizlikler nedeniyle yatırımcılar nakit ve güvenli limanlara kaymayı tercih ettiğinden, Bitcoin kısa vadede satış baskısı ile karşılaşabilir, özellikle $64.000 – $70.000 desteği test edebilir. Jeopolitik risk azaldığında ya da likiditede toparlanma başladığında BTC tekrar toparlanabilir; ancak ilk tepkide genellikle güvenli limanlara talep olur, bu da düşüş taraflı baskıyı artırır.

Özetle savaş sonrası piyasa açıldığında, altın güvenli liman özelliği sebebiyle paranın aktığı emtia olacağından yatırımcılar tarafından yukarı çekilir; gümüş bu trendi takip eder ama daha dalgalı bir hareket seyreder. Bu noktada Altın Gümüş rasyosu da takip edilmesi önemli olacaktır. Takip edilecek rasyo 40-45 olacaktır. Bitcoin de ise riskten kaçış eğilimiyle satış baskısı hissedebilir. Altındaki yukarı adımlar jeopolitik risklerin derinliğiyle doğru orantılı sürerken, Bitcoin’deki düşüş riskten kaçışın şiddetiyle hız kazanır ve ancak piyasa istikrara kavuştuğunda yatırımcılar için tekrar alım iştahı güçlenebilir.