Çevremize dikkatle baktığımızda, hayatımızın hemen her alanında farklı kirlilik türleriyle karşı karşıya olduğumuzu fark ederiz. Bu kirlilikleri genel hatlarıyla; hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, gürültü kirliliği, görüntü kirliliği ve bilgi kirliliği olarak sınıflandırmak mümkündür. Ne yazık ki bu olumsuzlukların büyük bir kısmını yalnızca görmekle kalmıyor, aynı zamanda duyuyor, hissediyor ve basın aracılığıyla sürekli olarak takip ediyoruz.

Özellikle büyük şehirlerde yoğunlaşan hava ve gürültü kirliliği, denizle iç içe olan Sinop gibi kentlerde ise su ve görüntü kirliliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Kentlerin coğrafi yapısı değişse de kirliliğin biçimi yalnızca şekil değiştiriyor; etkisi ise her yerde insan sağlığını ve yaşam kalitesini tehdit ediyor.

Bu yazımda, kirlilik türleri arasından özellikle gürültü kirliliği, görüntü kirliliği ve bilgi kirliliği üzerinde durmak istedim. Çünkü bu üç kirlilik türü çoğu zaman göz ardı edilse de, insan sağlığı ve toplum psikolojisi üzerinde derin ve kalıcı etkiler bırakmaktadır.

Gürültü Kirliliği: Duyulmayan Tehlike

İnsan kulağı saniyede 20 titreşimin altındaki ve 20.000 titreşimin üzerindeki sesleri algılayamaz. Yani kulağımıza çok yakın bir yerde saniyede milyonlarca titreşim gerçekleşse dahi, bunu duymamız mümkün değildir. Ancak bu algılayamadığımız titreşimler, bazı canlılar için ölümcül olabilir. Örneğin; bu tür titreşimler hamamböceklerini birkaç dakika içinde, küçük fareleri bir dakika içinde, sivrisinekleri ise saniyeler içinde öldürebilmektedir.

Yaz mevsiminde parklar, bahçeler, sahiller ve açık alanlar dolup taşacaktır. Yüksek sesle müzik dinlemek, gereksiz korna çalmak, motosiklet ve araç gürültüsü, hoparlörle çevreyi rahatsız eden davranışlar, çoğu zaman farkında olunmadan ciddi bir gürültü kirliliği yaratmaktadır. Oysa bu davranışların hem kent sakinlerini hem de şehrimize gelen misafirleri olumsuz etkileyebileceğini unutmamamız gerekir.

Kulak, insan vücudunun en hassas organlarından biridir. Uluslararası standartlara göre 55 desibel ve üzerindeki sesler gürültü olarak kabul edilmektedir. Bu seviyenin üzerinde sese uzun süre maruz kalan bireylerde;

  • işitme kaybı,
  • uyku bozuklukları,
  • kalp ve damar hastalıkları,
  • sinir sistemi rahatsızlıkları,
  • öğrenme ve performans düşüklüğü

gibi birçok sağlık sorunu ortaya çıkabilmektedir.

Bu konuda dünyadan önemli örnekler de mevcuttur. Özellikle Avrupa ülkelerinde 23.00–05.00 saatleri arasında uçak iniş ve kalkışlarına izin verilmemektedir. Her ne kadar bu uygulama özellikle kargo taşımacılığında ekonomik kayıplara yol açsa da, insan sağlığı her şeyin önünde tutulmuştur. Benzer şekilde ilimizde gerçekleştirilen füze atışları ve askeri faaliyetlerin de insan sağlığını olumsuz etkilemeyecek biçimde planlanması büyük önem taşımaktadır.

Görüntü Kirliliği: Gözün Yorulması

Görüntü kirliliği denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak çevre kirliliği ve çarpık kentleşme gelir. Plansız yapılaşma, yüksek ve uyumsuz binalar, düzensiz dış cepheler, şehir estetiğini bozan en temel unsurlar arasındadır.

Çatılarda kontrolsüz şekilde yerleştirilen uydu antenleri, su depoları, güneş panelleri; izinsiz kapatılan balkonlar, gelişi güzel sarkıtılan çamaşırlıklar görüntü kirliliğinin somut örnekleridir. Bunun yanı sıra halı ve kilimlerin balkonlardan silkelenmesi yalnızca görüntü değil, aynı zamanda hava ve çevre kirliliğine de neden olmaktadır.

Cadde ve sokaklarda araçların düzensiz park edilmesi, çöplerin konteyner dışına bırakılması, reklam tabelalarının ve afişlerin kontrolsüz biçimde asılması da şehir siluetini bozmakta ve yaşam alanlarımızı görsel olarak kirletmektedir. Oysa estetik bir çevre, insan psikolojisini olumlu yönde etkileyen temel unsurlardan biridir.

Bilgi Kirliliği: En Tehlikelisi

Bilgi; öğrenme, araştırma ve gözlem yoluyla elde edilen verilerin doğru biçimde anlaşılmasıdır. Bilgi kirliliği ise; yanlış, eksik, abartılı, taraflı veya doğruluğu kanıtlanmamış bilgilerin bilinçli ya da bilinçsiz şekilde yayılmasıdır.

Toplum üzerinde en yıkıcı etkiye sahip kirlilik türlerinden biri bilgi kirliliğidir. Çünkü insanları kararsızlığa sürükler, güven duygusunu zedeler ve psikolojik yıpranmaya neden olur. Bilgi kirliliğini en sık yazılı ve görsel medyada görmekteyiz. Medya organlarının ideolojik kamplara ayrılarak haberleri kendi bakış açıları doğrultusunda sunması, toplumda kafa karışıklığını artırmaktadır.

Sosyal medya ise bilgi kirliliğinin en hızlı yayıldığı alanlardan biridir. Asılsız haberler, teyit edilmemiş bilgiler, çarpıtılmış açıklamalar çok kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilmektedir. Özelikle pandemi döneminde, sağlık alanında yayılan çelişkili bilgiler başta olmak üzere; eğitimden tarıma, ekonomiden toplumsal sorunlara kadar birçok konuda insanlar belirsizlik ve karamsarlık içine itilmiştir.

Zaten pek çok sorunla mücadele eden insanlarımızın ruh sağlığını korumak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle bilgi kirliliğine yol açacak açıklamalardan, paylaşımlardan ve davranışlardan kaçınmak, bireysel olduğu kadar toplumsal bir görevdir.

Daha yaşanabilir bir şehir, daha sağlıklı bir toplum ve daha güçlü bir gelecek için; duyduğumuz, gördüğümüz ve paylaştığımız her şeyin sorumluluğunu taşımak zorundayız.

Kirlilikten uzak yarınlara…

Prof. Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi E. Öğretim Üyesi
Türk Tıp Tarihi Kurumu Eski Başkanı