Bu köşede sıkça vurguladığımız gibi Ramazan ayı, insanın yalnızca aç kalmayı öğrendiği bir zaman değil; aynı zamanda kendisiyle yüzleştiği, kalbinin sesini duyduğu ve Rabbine yöneldiği özel bir zaman dilimidir.

İşte bu manevi atmosferin en derin ibadetlerinden biri de itikâftır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın büyük emeklerle hazırladığı İslâm Ansiklopedisi’nde itikâf, “bir yerde beklemek, durmak ve kendini orada hapsetmek” anlamlarına gelen bir ibadet olarak tanımlanır.

Fıkıh terimi olarak ise akıl bâliğ veya temyiz gücüne sahip bir Müslümanın, ibadet niyetiyle bir mescitte belirli bir süre kalmasıdır.

İtikâf, sadece bir yerde oturmak değildir. Aslında insanın kalabalık hayatın gürültüsünden uzaklaşıp kalbini dinlemesidir. Günlük telaşların, dünya kaygılarının ve bitmeyen meşguliyetlerin arasından sıyrılıp insanın kendisini Allah’ın huzurunda bulmasıdır.

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Ramazan gecelerinden söz edilirken şöyle buyurulur:

“Camilerde itikâfta bulunduğunuz zaman kadınlarınıza yaklaşmayın.” (Bakara Suresi, Ayet: 187)

Bu ayet, itikâf ibadetinin Kur’an ile sabit olduğunu gösterir.

Ayrıca Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (S.A.V.) hayatında da itikâfın özel bir yeri vardır. Hz. Âişe validemizin naklettiğine göre Peygamber Efendimiz, Ramazan ayının özellikle son on gününde itikâfa girerdi. Ve bu uygulamasını vefatına kadar sürdürdü.

Resûlullah’ın vefatından sonra da mü'minler bu ibadeti devam ettirmişlerdir.

İslâm âlimleri itikâfı üç kısımda ele almışlardır:

1. Vacip itikâf: Kişinin adak yoluyla üzerine aldığı itikâftır. En az bir gün sürer ve gündüzünün oruçla geçirilmesi gerekir.

2. Sünnet itikâf: Ramazan ayının son on gününde yapılan itikâf bu gruba girer. Âlimler bunun “sünnet-i kifâye” olduğunu belirtmişlerdir. Yani bir beldede birkaç kişi bu ibadeti yerine getirirse diğer Müslümanlar sorumluluktan kurtulmuş olur.

3. Müstehab itikâf: Bunun belirli bir zamanı yoktur. Bir kimse mescide girerken itikâfa niyet ederse, orada bulunduğu süre boyunca itikâf sevabı alabilir. Hatta bazı müctehidler bu sürenin bir saat bile olabileceğini ifade etmişlerdir.

İtikâfın bazı şartları vardır.
Her şeyden önce niyet gerekir; niyetsiz itikâf olmaz.

Erkekler için itikâfın cemaatle namaz kılınan bir mescitte yapılması gerekir. Vacip olan itikâfta oruç şarttır. Kadınlar ise evlerinde mescit olarak ayırdıkları bir yerde itikâfa girebilirler.

İtikâf yalnızca mescitte bulunmak değildir; aynı zamanda bir edep eğitimidir. Bu süre içinde kötü sözden uzak durmak, Kur’an okumak, zikirle meşgul olmak, ibadetle vakti değerlendirmek ve kalbi temiz tutmak itikâfın ruhunu oluşturur.

Elbette bu ibadetin bozulmasına sebep olan durumlar da vardır. Cinsel münasebet, gereksiz yere mescitten çıkmak veya bayılmak gibi haller itikâfı bozar. Ancak zaruri ihtiyaçlar için mescitten çıkmak mümkündür. Abdest almak, tuvalet ihtiyacını gidermek veya cuma namazı için başka bir camiye gitmek bu kapsamdadır.

Modern hayatın karmaşasında insan çoğu zaman kendisini kaybediyor. Telefonların, ekranların ve bitmeyen koşturmacanın içinde kalbimizin sesini duyamaz hale geliyoruz.

İşte itikâf, bu gürültüden uzaklaşıp yeniden iç dünyamıza dönebilmenin kapılarından biridir.

Belki herkes günlerce camide kalamaz. Ama bazen bir saatlik sessizlik, bir sayfa Kur’an, bir içten dua bile insanın ruhuna bambaşka bir huzur verebilir.

Çünkü itikâf aslında şunu hatırlatır:
Bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, hızla akıp giden hayatta biraz durmak ve olup biteni tefekkür etmektir.