Eskiden mahallede biri vefat ettiğinde haber kulaktan kulağa yayılırdı. Kapılar çalınır, sessizce “duydun mu?” denirdi. Sokaklara bir ağırlık çökerdi.
Şimdi ise ölüm bile ekrana düştü. Sanki “sana önerilenler” listesinde bir sıraya konmuş gibi… Üstelik araya reklam girerek.
Gassal dizisinin üçüncü sezonunu izlerken aklıma şu soru takıldı:
Biz ne zaman gerçek duygularımızı ekrana bırakmaya başladık?
Gassal Bâki ile Nihan’ın hikâyesi elbette etkileyici. Ama asıl mesele şu:
Biz onların hayatını izlerken, kendi hayatımızı ne kadar yaşıyoruz?
Artık insanlar sohbet etmek için bir araya gelmiyor. Bir çay ocağında oturup hâl hatır sormak azaldı. Onun yerine insanlar fotoğraf paylaşıp altına gelen yorumları bekliyor.
Eskiden biri “yalnızım” dediğinde yanına gidilirdi. Şimdi yazıyor, altına kalp işareti bırakılıyor. Yalnızlık bile kolay yoldan giderilmeye çalışılıyor.
Gassal dizisinde ölüm var, hayat var, insanın en gerçek hâli var. Ama biz bunu en yapay ortamda, ekranın arkasından izliyoruz.
Gözümüz doluyor ama bir yandan da “diğer bölümü ne zaman izlesem?” diye düşünüyoruz. Üzüntü bile peş peşe izlenen bir şey oldu.
Bugün insanlar tanımadıkları dizi kişileriyle daha çok bağ kuruyor. Baki’ye üzülüyoruz ama komşumuzun adını bilmiyoruz. Nihan’a üzülürken, yanımızdan geçen insanı fark etmiyoruz. Çünkü o, karşımıza çıkarılan bir kişi değil.
Eskiden bir araya gelmek biraz da zorunluydu. Düğüne gidilirdi, cenazeye katılınırdı, bayramda kapılar çalınırdı.
Şimdi bir tuşa basmak yeterli. Katılıyoruz ama aslında orada olmuyoruz. Taziye mesajı bile hazır:
“Başınız sağ olsun.” Altına bir dua işareti, hepsi bu.
Gassal’ın yeni sezonu bize şunu hatırlatıyor:
Ölüm hâlâ gerçek. Ama biz gerçeklerden uzaklaşıyoruz. İnsanlar artık duygularını yaşamıyor, izliyor. Ağlamak yerine işaret bırakıyor. Sevmek yerine takip ediyor.
Bir düşünün… Biri karşınıza geçip “seni özledim” dediğinde mi daha anlamlı, yoksa telefondan gelen bir mesaj mı?
İşte çağın garip sorusu bu.
Belki sorun teknoloji değil. Sorun bizim kolay olanı seçmemiz.
Gerçek ilişkiler emek ister. Sabır ister. Yüz yüze gelmeyi ister. Ama dijital dünya her şeyi hızlandırıyor, kolaylaştırıyor. Fakat derinliği azaltıyor.
Gassal’ı izlerken şunu fark ettim: Artık duyguları bile kısa süreli yaşıyoruz.
Biraz üzül, biraz sevin, sonra başka bir hikâyeye geç.
Tıpkı bir kanaldan diğerine geçer gibi...
Ama gerçek hayat böyle değil. Orada ara yok. Orada tekrar yok. Orada yaşanan her şey gerçek.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece izliyor muyuz?
Çünkü böyle giderse, bir gün kendi hayatımızı bile sadece seyreden biri olabiliriz.
