Vicdanın Ekrana Düşen Gölgesi
Bir çocuğun üzerine bomba düşüyor. Bir anne, beyaz kefene sarılmış evladını son kez öpüyor. Bir baba, taşların arasından bir oyuncak ayıyı çıkarıp saatlerce ağlıyor. Gazze'de bir insan, bir ekmek parçasını bulabilmek için ölümle yaşam arasındaki dar çizgide yürümeye çalışıyor.
Biz ne yapıyoruz?
Birkaç saniye sessizce videoyu izliyoruz. Gözlerimiz doluyor. Yüreğimiz sıkışıyor. Bir paylaşımın altına "Kahrolsun zulüm!" yazıyoruz. Bir kırık kalp emojisi bırakıyoruz. Birkaç dakika sonra ise başka bir videoya geçiyoruz. Bir yemek tarifine, bir tatil fotoğrafına, komik bir görüntüye…
Ve vicdanımızın görevini yerine getirdiğini sanıyoruz.
İşte buna "dijital gözyaşı" diyorum.
Dijital gözyaşı; gözün yaşarması değil, vicdanın ekrana devredilmesidir. İnsan, üzüldüğünü zanneder; hâlbuki sadece duygusal bir tüketim yaşamıştır. Acıyı hissetmek yerine, acıya birkaç saniyelik bir misafirlik yapmış ve sonra kendi konforuna geri dönmüştür.
Bugün Filistin, yalnızca bombalarla değil, aynı zamanda dünyanın alışkanlıklarıyla da kuşatılmıştır.
Eskiden bir zulüm haberi geldiğinde insanlar günlerce onu konuşur, gecelerce dua eder, yardım yolları arar, mektuplar yazar, meydanlara çıkar, evlatlarına o acıyı anlatırdı. Şimdi ise zulüm, saniyeler içinde kaydırılan bir içerik hâline gelmiştir. Acılar, algoritmaların hızına teslim edilmiştir.
Bir masumun ölümü, birkaç saniyelik bir "hikâye" kadar ömür sürmektedir.
İnsanlık ilk kez bu kadar çok görüntüye sahip olup bu kadar az harekete geçmektedir.
Çünkü dijital çağ, merhameti de tüketime dönüştürdü.
Bir paylaşımı yeniden göndermek, vicdanın borcunu ödediği hissini veriyor. Bir hashtag kullanmak, insanın kendisini mücadele etmiş gibi hissetmesine neden oluyor. Oysa hakikat çok daha ağırdır:
Bir paylaşım, günlerce aç ve susuz kalan nice mahdum ve mahdumelerin açlığını doyurmuyor.
Bir emoji, bir annenin gözyaşını silmiyor.
Bir öfke cümlesi, yıkılmış bir evin duvarlarını yeniden inşa etmiyor.
Elbette dijital farkındalık gereksiz değildir. Bilakis bazen bir paylaşım, bir kampanyanın, bir yardımın, bir bilinçlenmenin başlangıcı olabilir. Fakat mesele burada düğümleniyor: Dijital duyarlılık, fiilî sorumluluğa dönüşmediği anda vicdanı uyutan bir yastığa dönüşmektedir.
Asıl tehlike budur.
İnsan, hiçbir şey yapmadığı hâlde bir şey yaptığını sanmaktadır.
Bu, modern çağın en zavallı vicdan hastalığıdır.
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?" (Saf, 2)
Bu ayet yalnızca söz ile amel arasındaki çelişkiyi değil, vicdan ile eylem arasındaki kopuşu da anlatmaktadır. Çünkü insan bazen konuşarak kendisini iyi zanneder; fakat iyilik, sadece hissedilen bir duygu değil, bedel ödeyen bir davranıştır.
Filistin meselesi de bize bunu yeniden öğretmektedir.
Masum evlatlar yaşamlarını yitirirken yalnızca gözyaşı dökmek kâfi değildir. Zira acıyı hissetmek, vicdanın ilk uyanışıdır; onun nihai menzili değildir.
Dua etmek, bilinç oluşturmak, yardım etmek, boykot etmek, yavrularımıza bu zulmün hikâyesini anlatmak, hakikati diri tutmak ve zulmü normalleştiren alışkanlıklara direnmek… İşte vicdanın fiile dönüşen hâli budur.
Çünkü insanı insan yapan şey, gözyaşı değil; gözyaşının ardından attığı adımdır.
Bugün Gazze'nin üzerinde sadece füzeler uçmuyor. Aynı zamanda dünyanın duyarsızlığı da dolaşıyor. Her gün biraz daha alışıyoruz. Her gün biraz daha kanıksıyoruz. Her gün biraz daha görüntülere bakıp geçiyoruz.
Zulme alışmak, zalimin istediği en büyük zaferdir.
Ve insanın en korkunç sağırlaşması, çığlığı duymaması değil; çığlığı duyduğu hâlde artık yerinden kıpırdamamasıdır.
Dijital gözyaşı işte burada başlar.
Göz ağlar, parmak paylaşır, cümleler öfkelenir; fakat hayat aynı şekilde devam eder.
Oysa bir küçüğün cansız bedenine bakıp hiçbir şey olmamış gibi kahvesini yudumlayabilen bir dünyanın problemi, bilgi eksikliği değildir; vicdan yorgunluğudur.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın vaktidir:
Ben Filistin için gerçekten üzülüyor muyum, yoksa üzülmüş görünmenin verdiği vicdan rahatlığını mı yaşıyorum?
Çünkü bazen gözyaşı, kalbin dirilişine işaret eder.
Bazen de yalnızca vicdanın ekrana düşen gölgesidir.
Ve bazı gözyaşları vardır ki yanağı ıslatır; bazıları ise yalnızca ekranı…
Gazze'nin ihtiyacı olan şey ise ekranlara düşen dijital gözyaşları değil, insanı yerinden kaldıran, sorumluluğa çağıran ve eyleme dönüşen gerçek bir merhamettir.

