Bir taraftan piyasaya bakıyorum, bir taraftan vatandaşları dinliyorum.
İnanın, samimiyetle söylüyorum; bugün en düşük emekli maaşının 20 bin TL civarında olduğu bir ülkede siyaset yapmanın, vatandaşın karşısına çıkıp konuşmanın hiç de kolay olmadığını düşünüyorum.
Geçtiğimiz günlerde farklı siyasi görüşlerden arkadaşlarla bir ortamda sohbet ediyorduk.
Benim bulunduğum yerde zaten siyasetten başka konu pek konuşulmaz. Ekonomiyi, emeklinin durumunu, vatandaşın geçim sıkıntısını ve ülkenin gündemini tartışıyorduk.
AK Parti'li bir arkadaşımız, ülkede yapılan hizmetlerden söz ediyor, “Şu yapıldı, bu yapıldı, şu hizmet getirildi.” diye anlatıyordu.
O sırada arkadaşlardan biri müsaade isteyerek:
“İzninizle bir şey söyleyebilir miyim?” dedi.
“Tabii, buyur.” dedik.
Şöyle konuştu:
“Beni hepiniz tanıyorsunuz. Herhangi bir siyasi partiye üyeliğim yok, savunduğum bir parti de yok. Zaten siyaseti de pek sevmem. Bir firmada asgari ücretle çalışıyorum.
Bir sabah evden çıkarken çocuğum benden bir şey istedi.
Çarşıya çıktığımda çocuğumun istediği şey sürekli aklımdaydı.
Almak istiyordum ama param yetmiyordu.
Akşam eve gittiğimde çocuğum bana, ‘Baba, aldın mı?’ diye sordu.
Ben de…
‘Tüh ya, unuttum oğlum.’ dedim.
Aslında unutmadım.
Param yetmediği için alamadım.
Ama çocuğuma, ‘Param yok, alamadım.’ demeye gönlüm el vermedi.
Siz hiç böyle bir duyguyu yaşadınız mı?”
İşte o anda düşündüm:
Siyasetin en zor tarafı tam da burada başlıyor.
Ülkede yapılan hizmetleri anlatmak başka şeydir, vatandaşın o hizmetlerin gölgesinde nasıl bir hayat yaşadığını anlayabilmek başka…
Bir başka arkadaşımız hemen söze girerek:
“Ben asgari ücretin dört katını kazanıyorum. Üstelik eşim de çalışıyor.” dedi.
Ama mesele sadece ne kadar kazandığımız değil.
Mesele, aynı ülkede yaşayan insanların birbirinden ne kadar farklı hayatlar yaşadığını görebilmek.
Ben de şunu söyledim:
“Empati yapabilirsek, yapılan hizmetleri de eksikleri de daha doğru görürüz.
Çünkü arkadaşımızın, çocuğunun istediğini alamadığı için ‘Unuttum oğlum.’ demek zorunda kaldığı bir hayatı hissetmeden yapılan siyasetin, ne kadar doğru söz söylerse söylesin, insanın gönlünde karşılık bulması zordur.
Vatandaş siyasetçiden sadece yol, köprü, bina, hastane veya yapılan hizmetlerin listesini dinlemek istemiyor.
Önce şunu bilmek istiyor:
Beni anlıyor musunuz?
Çünkü insan, anlaşılmadığını hissettiği yerde anlatılan hiçbir başarı hikâyesini tam olarak sahiplenemiyor.
Siyaset elbette hizmeti anlatacaktır.
Eksikleri de söyleyecektir.
Doğruyu da yanlışı da konuşacaktır.
Ama bütün bunların temelinde insanı anlamak vardır.
Empatiden yoksun siyaset yapılabilir ama insanın gönlüne dokunan siyaset yapılamaz.
Benim anlatmak istediğim tam olarak budur.” dedim.
Vatandaş önce kendisini anlamanızı bekliyor.
Gerisi zaten ondan sonra geliyor…
Ne demek istediğimi anlamışsınızdır.
SAYGILARIMLA
