Bizim Siyasetçilerde Esnafa Boş Vaat, Diğer Ülkelerin Siyasetçilerinde İcraat Var!

Giriş

Bir ülkenin ekonomik bağımsızlığı ve sürdürülebilirliği, doğrudan doğruya üreten sınıfların; yani esnafın, zanaatkârın ve çiftçinin varlığına bağlıdır. Ancak modern sosyal güvenlik sistemleri, risk alan ve fiilen üreten bu kesimleri korumak yerine, masa başı işleri ve kurumsal istihdamı ödüllendiren bir yapıya bürünmüştür.

Türkiye’de devlet memurları emekli olurken emekli ikramiyesi, sigortalı işçiler ise kıdem tazminatı adı altında toplu bir gelecek güvencesi almaktadır. Buna karşın, memurlarla benzer, hatta çoğu zaman daha yüksek oranlarda prim ödeyen; dükkânını açarak istihdam sağlayan esnaf ve tarlasını işleyen çiftçi (Bağ-Kur), emekli olduğunda devletten tek bir kuruş bile toplu ikramiye alamamaktadır.

Türkiye’de siyaset kurumu, her seçim döneminde esnafa ve çiftçiye süslü vaatler sunup sandık kapandıktan sonra bu sözleri unuturken; gelişmiş ülkelerin siyasetçileri somut icraatlarla esnafın geleceğini yasal zırha büründürmektedir. Bu vizyon farkı, köylerin boşalmasına ve Türkiye’de üretimin durma noktasına gelmesine neden olan yapısal bir krizi tetiklemektedir.

1. Prim Ödemede Eşitlik, İkramiyede Adaletsizlik

Sosyal güvenlik sisteminin temel mantığı, ödenen primlerin karşılığında bir gelecek güvencesi sunmaktır. Esnaf ve çiftçiler, ömürleri boyunca en yüksek prim basamaklarından ödemeler yaparak devlete yük olmadan kendi kendilerini geçindirirler.

Memur ve işçi güvencesi: Devlet memuru, görev süresi bittiğinde çalıştığı yıl oranında toplu bir para alarak emeklilik hayatına başlar. Bu para, onun ev almasını, borçlarını kapatmasını veya çocuklarını evlendirmesini sağlar.

Esnafın (Bağ-Kur) yalnızlığı: Yıllarca risk üstlenen, vergi ödeyen ve istihdam yaratan esnaf, dükkânını kapatıp emekli olduğunda sistemden hiçbir toplu destek alamadan emeklilik hayatına başlar. Oysa esnafın ödediği primlerin hacmi ve ülke ekonomisine sunduğu katma değer, bu toplu parayı en az memurlar kadar hak ettiğini göstermektedir. Memurlar kadar yüksek tutarlarda olmasa bile esnafa az da olsa bir emeklilik ikramiyesi verilmesi, sosyal adaletin gereğidir.

2. Köylerin Boşalması ve Üretim Krizinin Perde Arkası

Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri, köylerde genç nüfusun kalmaması, tarım ve hayvancılık üretiminin durma noktasına gelmesidir. Gençlerin köylerini bırakıp şehirlere göç ederek belediye kadrolarında veya memurluk kuyruklarında sıra beklemelerinin temel sebebi, toprağı sevmemeleri değil; sistemdeki gelecek garantisi arayışıdır.

“Garantili istihdam” cazibesi: Köyde hayvancılık veya çiftçilik yapan bir genç (Tarım Bağ-Kur’lusu), gece gündüz çalışsa, üretime büyük katkı sağlasa da yaşlandığında toplu bir emeklilik ikramiyesi alamayacağını bilmektedir.

Üretimden kaçış ve tüketici toplum: Genç nesil, “Köyde risk alıp üreteceğime, gider bir belediyede veya devlet dairesinde sabit maaşlı işe girerim; en azından emekli olurken ikramiyemi alır, geleceğimi garantiye alırım.” düşüncesine yönelmektedir. Bu durum köyleri insansızlaştırmakta, tarlaları boş bırakmakta ve üretimi bitirerek ülkeyi dışa bağımlı bir tüketim toplumuna dönüştürmektedir.

3. Vaat Değil, İcraat: Dünyadan Esnafı Güvenceye Alan Siyaset Modelleri

Bizim siyasetçilerimiz esnafa sadece “kolay kredi” vaat edip borçlandırmayı bir çözüm olarak sunarken, dünyada üretimin ve esnaflığın değerini bilen ülkelerin siyasetçileri yapısal icraatlarla esnafa kurumsal güvence kazandırmıştır:

Japonya (Shokibo Kigyo Kyosai): Japon siyaset mekanizması, esnafı popülist söylemlerle oyalamak yerine devlet eliyle yönetilen devasa bir karşılıklı yardımlaşma fonu kurmuştur. 1,6 milyondan fazla esnafın primi bu fonda toplanır ve nemalandırılır. Japon esnafı emekli olduğunda veya işini devrettiğinde, tıpkı kurumsal bir şirket CEO’su gibi toplu “kıdem tazminatı” ve emeklilik ikramiyesi alır. Ayrıca büyük şirketlerin batışının küçük esnafı vurmasını engellemek için faizsiz “zincirleme iflas kredisi” yasasını hayata geçirmişlerdir.

Güney Kore (Yellow Umbrella): Kore’deki “Sarı Şemsiye” sandığı, esnafın biriktirdiği emeklilik ikramiyesine yasalar gereği hiçbir bankanın veya alacaklının haciz koyamayacağı bir yasal zırh sunar. Koreli siyasetçiler lafta kalmayıp, esnaf bu fona para yatırsın diye ödenen primleri yüzde 100 oranında vergiden düşüren kanunları meclisten geçirmiştir.

İsviçre (WIR Bank): İsviçreli esnaflar, krizlerden etkilenmemek adına daha 1934 yılında kendi bankalarını kurmuşlardır. Sadece kendi aralarında geçerli olan WIR Frangı (CHW) ile ticaret yaparlar. Siyasetin gölgesinden uzak olan ve sistem dışına para çıkmadığı için küresel krizlerden etkilenmeyen bu yapı, kendi içinde holdingleşmiş devasa bir finansal ekosistem yaratmıştır.

4. Türkiye İçin Çözüm Önerileri: Siyasi İrade ve Radikal Adımlar

Türkiye’de üretimin durmasını engellemek ve gençleri yeniden toprağa, zanaata yönlendirmek için siyaset kurumunun “seçim vaadi” döngüsünden çıkıp şu devrimsel icraatları yapması şarttır:

1. Devlet Katkılı Esnaf ve Çiftçi İkramiye Havuzu: Esnaf ve çiftçilerin ödediği Bağ-Kur primlerinin belirli bir yüzdesi, devletin de ekleyeceği bir refah payı ile özel bir fonda toplanmalıdır. Emeklilik zamanı geldiğinde bu para, memurlarda olduğu gibi toplu ikramiye olarak esnafa ödenmelidir.

2. Köyde Kalana “Üretim Tazminatı”: Köyde kalıp fiilen tarım ve hayvancılık yapan, üretime katılan gençlere, köyde üretim yaptıkları yıl başına hesaplanacak bir “Üretici Emeklilik İkramiyesi” taahhüt edilmelidir. Bu hamle, belediye kapılarındaki yığılmayı önleyecek ve tersine göçü başlatacaktır.

3. Esnaf Ahilik Sandığı’nın İcraata Dökülmesi: Kuruluşu yıllardır yılan hikâyesine dönen, her seçim öncesi müjdelenip sonra rafa kaldırılan Esnaf Ahilik Sandığı, sadece bir işsizlik ödeneği olmaktan çıkarılmalı; esnafın emeklilikte toplu ikramiye alacağı gerçek bir yatırım ve güvence fonuna dönüştürülmelidir.