İki Anlamlı Bir Nasihatin Hikâyesi
Cemaat olarak her gün duyduğumuz ama bir türlü tutmadığımız bir nasihat var: “Safları sıklaştırın.”
İmam söyler, biz ayaklarımızı şöyle bir yanaştırır gibi yaparız. Hâlbuki bu sözün insan hayatında iki derin manası vardır. Başımızın sıkıntıdan kurtulmamasının sebebi de bu iki manayı unutmuş olmamızdır.
1. Birinci Manası: Düzenli Ol ki Hayatın Düzelsin
Dağınık saf, dağınık hayat demektir.
Evi dağınık olanın kafası da dağınık olur. Masası dağınık olanın işi dağınık olur. Safı dağınık olan cemaatin de kalbi dağınık olur.
Bugün ailede, işte, mahallede huzurumuz yoksa sebebi budur. Yatağını toplamayan adam, hayatını nasıl toplayacak? Dükkânını düzeltmeyen esnaf, kazancını nasıl düzeltecek?
İmamın “Safları düzeltin.” demesi, aslında “Hayatınızı düzeltin, ruhunuzu toparlayın.” demesidir.
2. İkinci Manası: Arana Ne İdiği Belirsiz Adamı Alma
Bu nasihatin siyasi manası budur. “Aradaki boşlukları kapatın.” demek, “Araya şeytan girmesin.” demektir. O şeytan bazen bir fitne, bazen de ne idiği belirsiz bir insandır.
Saf gevşek olunca araya herkes girer. “Ben sizdenim.” diyen herkes safa sızar.
Bunun en acı örneğini Müslümanlar yaşadı. Safları gevşettiğimiz için aramıza İngiliz casuslar girmedi mi? Türk, Arap’tan koptu; Sünni, Şii’den koptu. Her boşluğa bir Lawrence oturdu. Bize “Sizi kurtaracağım.” diyenler, bizi birbirimize kırdırdı.
Peki, biz neden alıyoruz o adamları aramıza?
Çoğu zaman iki zaafımızdan dolayı:
Merhametten alıyoruz: “Garibandır, yazıktır.” diyoruz.
Menfaatten alıyoruz: “Parası var, nüfusu var, işimize yarar.” diyoruz.
Sonra ne oluyor? Atalarımızın dediği gibi oluyor: “Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu.”
Koyun gibi gelip aramıza giren adam, sonra kurt olduğunu gösteriyor. Sırlarımızı öğreniyor, zayıf yerimizi kolluyor ve tam güçlenince oyununu ortaya koyuyor. Biz de bin pişman olup dizimizi dövüyoruz.
Bugün aynı hastalık siyasette ve evlilikte yok mu?
Partiler, iktidar olmak için adamın ahlakına, donanımına bakmıyor; parasına, nüfuzuna, takipçisine bakıyor. Sonra o adam ilk rüzgârda partiyi satıp gidiyor.
Evlilikte de öyle. Dünür zengin mi, kız güzel mi, oğlan yakışıklı mı diye bakıyoruz. Kimse “Ahlakı nasıl, vicdanı var mı?” diye sormuyor. Üç ay sonra yuva yıkılınca dizimizi dövüyoruz.
700 yıllık Osmanlı da böyle yıkılmadı mı? Dışarıdan değil, içeriden yıkıldı. Saray halkla saflarını gevşetti, ordu ocağını bozdu, kapitülasyonlarla “Gelsin ticaret yapsın.” diyerek elin ajanını içimize aldı. Çınarı rüzgâr değil, gevşek saftan giren kurt yıktı.
Son Söz
Bugün bize düşen en büyük vazife, ayrılıkları bir kenara bırakıp aynı safta omuz omuza durmaktır. Çünkü tarih bize göstermiştir ki biz bir olduğumuzda aşamayacağımız engel, çözemeyeceğimiz mesele yoktur.
Gelecek, sokakta, kahvehanede, sosyal medyada dağılan bir milletin değil; aynı kıbleye dönen, aynı bayrağın gölgesinde kenetlenen bir milletin olacaktır.
Saf, sadece camide durulan bir çizgi değildir. Saf; vatana, bayrağa, aileye, ahlaka sahip çıkmaktır. Saf; fitneye karşı birlik, dedikoduya karşı kardeşlik, umutsuzluğa karşı dimdik durmaktır.
Bu yüzden diyoruz ki:
Dedikoduyla değil, dayanışmayla çoğalalım.
Ayrışarak değil, birleşerek güçlenelim.
Sanal kavgalarla değil, gerçek hizmetlerle konuşalım.
Geleceğimiz için saflarımızı sıklaştıralım. Boşluk bırakmayalım ki aramıza şeytan da, fitne de, düşman da giremesin.
Birlikte güçlü, birlikte büyük bir Türkiye için...