Dünyanın geldiği son noktada, savaşı izliyoruz.
Evet, izliyoruz.

Adeta bir basketbol maçı gibi.

Ev sahibi atıyor.
Ardından rakip atıyor.

“İkilik mi?”
“Üçlük mü?”

Artık buna bakar olduk.

Televizyon ekranlarında savaş, neredeyse bir spor müsabakası heyecanıyla sunuluyor.
•Haritalar açılıyor, füzelerin menzili grafiklerle gösteriliyor, askeri hamleler taktik analizlerle yorumlanıyor.
•Spiker tonuyla anlatılan bombardımanlar, saniye saniye aktarılan karşı saldırılar…

●Türkiye TV ekranlarında ABD haberlerini sevis yapıyor .

▪︎Ayıptır yazıktır insan biraz utanır.

Bir tek skor tabelası eksik.

Oysa bu bir maç değil. Bu bir insanlık sınavı.

Medya, algı ve duyarsızlaşma

Bugün savaş, ekran estetiğine teslim edilmiş durumda.

▪︎Patlamalar “son dakika” grafikleriyle servis ediliyor.
Askeri operasyonlar, taktik uzmanlığı adı altında teknik birer gösteriye dönüştürülüyor.

Bu anlatım dili, farkında olmadan bizi duyarsızlaştırıyor. Çünkü insan zihni sürekli tekrar eden görüntülere karşı bağışıklık geliştirir.
▪︎Bir süre sonra bombanın düştüğü yer değil, “kimin üstünlük sağladığı” konuşuluyor.

▪︎Tıpkı bir spor müsabakasında olduğu gibi.

Ama burada atılan şey sayı değil.
Atılan, insan hayatı.

Almanya’daki Türk toplumu: Çifte sorumluluk

Almanya’da yaşayan milyonlarca Türk için bu tablo daha da karmaşık.
▪︎Bir yandan Avrupa’nın merkezindeyiz; medya akışı, diplomatik açıklamalar, uluslararası stratejiler burada şekilleniyor. Diğer yandan kalbimiz; Türkiye’de, Orta Doğu’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında atıyor.

▪︎Bizler iki dünyanın arasında büyümüş bir toplumuz.
İki dili, iki kültürü, iki bakış açısını taşıyoruz.

▪︎Bu nedenle sorumluluğumuz da iki kat.

Almanya’da yaşayan Türk toplumu, yalnızca izleyen değil; sorgulayan, eleştiren ve insani değerleri önceleyen bir ses olmalıdır. Çünkü savaşın normalleşmesi, önce dilde başlar.
▪︎Dil değişirse, bilinç değişir. Bilinç değişirse, vicdan susar.

▪︎Savaşın gerçek yüzü

Savaş, bir strateji oyunu değildir.
Bir jeopolitik hamle değildir.
Bir güç gösterisi hiç değildir.

●Savaş;
Bir annenin bekleyişidir.
Bir çocuğun korkusudur.
Bir şehrin sessizliğidir.

Ve bu sessizlik, hiçbir “üçlük atışı” metaforuna sığmaz.

Bugün ekran karşısında analiz edilen her operasyon, bir evin ışığının sönmesi demektir.

Savaşı bir spor müsabakası gibi konuşmaktan vazgeçmeliyiz.

“Kim kazandı?” sorusu yerine,
“Kim kaybetti?” sorusunu sormalıyız.

▪︎Çünkü savaşta kazanan yoktur.
Kaybeden insanlıktır.

●Son söz.

Dünya bir maç sahası değil.
İnsan hayatı bir skor değildir.
Bombalar, üçlük değildir.

Ve savaş, asla bir gösteri değildir.

Eğer bugün hâlâ insan kalabilmek istiyorsak,
Ekrandaki heyecana değil,
İçimizdeki vicdana kulak vermeliyiz.

Çünkü asıl mesele şu:
Savaşı izleyen bir toplum mu olacağız,
Yoksa barışı talep eden bir toplum mu?

Şirvan Ünal

UHAD-Uluslararası Hak Arama Derneği Almanya Genel Başkanı