Sinop’un Türkeli ilçesinde yıllardır kangren hâline gelen bir mesele nihayet devletin müdahalesiyle sonuçlandı.
Balıkçı barınaklarında süregelen işgaller, bölge halkının ısrarlı itirazlarına rağmen uzun süre görmezden gelindi; ancak sonunda hukukun eli değdi ve bu çirkin yapılaşma ortadan kaldırıldı. Evet, bir yıkım gerçekleşti.
Ama asıl mesele şimdi başlıyor:
Bu düzen nasıl kuruldu?
Çünkü ortada yalnızca kaçak yapılar yok; yıllarca süren bir sessizlik, bir göz yummuşluk ve belki de çok daha fazlası var.
Bugün herkesin yüksek sesle sorması gereken sorular var.
Sayın Belediye Başkanı;
Bu bungalovlar yapılırken neredeydiniz?
Bu sahil adım adım işgal edilirken, bu yapılar yükselirken siz hangi görevi icra ediyordunuz?
Peki yıkım gerçekleşirken neredeydiniz?
Ortada büyük bir hukuksuzluk varken neden kamuoyunu tatmin edecek tek bir açıklama yapmadınız?
Daha da önemlisi:
Bu bungalovlara suyu nasıl bağladınız?
Hangi yetkiyle, hangi prosedürle, kimin onayıyla bu hizmet verildi?
Bu kadar büyük bir yapılaşmaya belediyenin bilgisi dışında su bağlanması mümkün mü?
Açık konuşalım:
Eğer bu su bağlantıları resmi ise belgeleri nerede?
Gayri resmi ise, bu nasıl mümkün oldu?
Ve en kritik soru: Bu hizmet karşılığında kim ne aldı?
Belediyenin ilgili birimleri, başkan yardımcıları, teknik ekipler…
Hiçbiri mi bu süreci görmedi? Hiçbiri mi fark etmedi?
Yoksa herkes gördü de sustu mu?
Bugün o bungalovlarda keyif sürenler kadar, o suyu oraya ulaştıranlar da bu işin parçasıdır.
Gelelim bir diğer hayati konuya…
TEDAŞ;
Vatandaş üç kuruşluk faturasını ödeyemediğinde elektriğini kesmekte tereddüt etmeyen bir sistem, 100’ü aşkın kaçak yapıya elektriği nasıl sağladı?
Normal şartlarda bir elektrik aboneliği için vatandaşın kapı kapı dolaştığı bir düzende, bu bungalovlara sayaçlar nasıl verildi?
Kim onayladı bu bağlantıları?
Hangi mevzuata göre bu elektriği bağladınız?
Bugün bir çiftçi borcunu geciktirdi diye elektriği kesilirken, burada kurulu bir düzen yıllarca nasıl kesintisiz enerji aldı?
Soralım açıkça:?
Bu bağlantılar yapılırken kim neye imza attı?
Kim bu sürece göz yumdu?
Ve en önemlisi: Bu işin karşılığında ne alındı?
Bu sorular rahatsız edici olabilir. Ama adalet rahatsız etmeden tesis edilmez.
Çünkü bu mesele artık yalnızca yıkılan bungalovlar meselesi değildir.
Bu, bir sistemin sorgulanmasıdır.
Kooperatiften belediyeye, belediyeden elektrik dağıtımına uzanan bir zincir var. Ve bu zincirin tek bir halkası bile sorgulanmadan bırakılırsa, bu iş eksik kalır.
Bugün “mağduruz” diyenler var.
Ama gerçek mağdur, yıllarca bu hukuksuzluğa karşı sesini yükselten ve duyulmayan halktır.
Buradan açık çağrımızdır:
Bu mesele yalnızca yıkımla kapatılamaz.
Bu işin siyasi, idari ve kurumsal tüm sorumluları ortaya çıkarılmalıdır.
Belediye yönetimi hesap vermelidir.
Altyapı hizmeti sağlayan kurumlar hesap vermelidir.
Kooperatif yönetimi hesap vermelidir.
Çünkü yarım kalan adalet, adalet değildir.
Devlete olan güven, yalnızca müdahale etmekle değil; süreci sonuna kadar aydınlatmakla sağlanır. Türkeli’de başlayan bu süreç, gerçek bir hesaplaşmaya dönüşmezse, benzerlerinin yaşanmasının önüne geçilemez.
Unutmayalım:
Adalet, mülkün temelidir.
Ve o temel, ancak herkes hesap verdiğinde sağlam kalır.
Şirvan Ünal
UHAD - Uluslararası Hak Arama Derneği Almanya Genel Başkanı
