Bugün dünya, zalimlerin elinde kan, gözyaşı, savaşlar, yıkım ve insanların açlığa mahkûm edildiği bir yer hâline gelmiştir. Güçlünün haklıyı ezdiği, kuralların sadece zayıflar için geçerli olduğu bir düzen kurulmuştur. Uluslararası hukuk kâğıt üzerinde kalmış, Birleşmiş Milletler etkisiz ve yetkisiz bir yapıya dönüşmüştür. Güçlü devletler, çaresiz ve güçsüz ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerini korsanlar gibi yağmalamakta, kimseye hesap vermemektedir.
Oysa Âdem aleyhisselam’dan Muhammed aleyhisselam’a kadar gönderilen tüm peygamberler, Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmak için mücadele etmişlerdir. Hepsi insanlığa, dünyanın sadece bir imtihan yeri olduğunu ve bu imtihanı kazanmanın yollarının apaçık bildirildiğini haber vermiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk, 67/2)
Doğuyoruz ve öleceğiz; bunu hepimiz biliyoruz. Peki, öleceğimizi bile bile neden asla bizim olmayacak makamlar, servetler ve güçler uğruna birbirimize zulmediyoruz? Neden imtihanı kaybettirecek, ahirette sonsuz azaba sebep olacak şeytan işi kötülükleri işlemekte ısrar ediyoruz?
Hâlbuki Allah (cc), tüm peygamberler aracılığıyla bize şunu açıkça bildirmedi mi? Eğer Allah’ın emir ve yasaklarına riayet edersek, hem dünyada huzur hem de ahirette sonsuz mutluluk bizi beklemektedir. Allah (cc) ayetinde:
“Kim salih amel işlerse, erkek olsun kadın olsun ve mümin olarak bunu yaparsa, ona mutlaka güzel bir hayat yaşatırız.” (Nahl, 16/97)
buyurmadı mı?
Buna rağmen tüm insanlar ve milletler “huzur ve mutluluk arıyoruz” dedikleri hâlde neden hâlâ kötülük peşinde koşmaktadır? Neden adaletsizlik, zulüm ve kaos bitmemektedir?
Çünkü mesele şudur: Siz ne kadar kanun yaparsanız yapın, eğer o kanunlar Allah’ın nizamına uymuyorsa, şeytan aleyhilânenin vesveseleriyle, nefsanî bir şekilde yapılıyorsa gerçek adalet sağlanamaz. Mutlaka bir şeyler eksik kalır; huzur kalıcı olmaz, kargaşa ve kaos bitmez.
Resûlullah (s.a.v.) bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:
“Zulümden sakının. Çünkü zulüm, kıyamet günü zalimler için zifiri karanlık olacaktır.” (Müslim)
Bir atasözü ne güzel söyler: “Zararın neresinden dönersen kârdır.” Eğer gerçekten huzur aranıyorsa, reçete bellidir. İnsanlık, geçmişin hatalarını geçmişte bırakmalı ve Allah’ın:
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.” (Mâide, 5/3)
buyruğuyla tamamladığı dine yeniden yönelmelidir.
Allah’ın ipine sımsıkı sarılmadan adalet de huzur da mümkün değildir:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.” (Âl-i İmrân, 3/103)
Huzur başka yerde değil; reçete bellidir, huzur ve mutluluk İslam’dadır, vesselam.